Atasözleri

Toplam 2,676 atasözü bulundu. Alfabetik sıraya göre listeleniyor.

ağır yara almak

1) kavgada veya savaşta önemli ölçüde zarar görmek; 2) bir olayda beklenmeyen sıkıntılı ve olumsuz bir duruma düşmek.

43

ağır yongayı yel kaldırmaz

ağırbaşlı kimseye ufak tefek olaylar etki edemez, zarar veremez.

41

ağırdan almak

1) bir işi gereken süre içinde bitirmemek, geciktirmek: 'Görüyorsunuz ki bu soyadı konusunda benim ağırdan alışım, bir tembellik değil.' -M. Ş. Esendal. 2) bir işi gönülsüz, isteksiz yapmak: 'Ama üstüme düşüldü mü bende bir gönül tokluğu, bir nazlanma, bir ağırdan alış.' -H. Taner.

35

ağırına gitmek

onuruna dokunmak veya gücüne gitmek: 'Kimse, dört çocuklu bir aileye ev vermek istememiş. Bu, büsbütün ağırına gitmiş.' -A. Ağaoğlu.

65

ağırlığı olmak

etkisi büyük olmak: 'Başsavcının yargıçlar arasında belli bir ağırlığı var kuşkusuz.' -A. Kulin.

37

ağırlığını (ortaya) koymak

kimliğini ve kişiliğini kabul ettirmek.

41

ağırlık basmak (çökmek)

1) gevşeklik ve uyku gelmek; 2) ağır bir hava kaplamak; 3) sessizlik oluşmak: 'Yavaş yavaş bir ağırlık çöktü. Bir sakinlik herkesi kapladı.' -M. Ş. Esendal.

40

ağırlık olmak

1) sıkıntı vermek: 'Kimseye ağırlık olmaz, kimseyi sıkıştırmaz, iyilikten başka bir şey yapmaz.' -Ö. Seyfettin. 2) birine yük olmak, kendi masrafını başkasına çektirmek.

42

ağız (ağzını) açmak

1) konuşmaya başlamak; 2) kesici aletleri keskin duruma getirmek; 3) ağır sözler söylemeye başlamak; 4) azarlamak, paylamak: 'Aman efendim, bendenize bir ağız açtılar, donakalmışım.' -M. Ş. Esendal. 5) alık alık bakmak.

39

ağız açtırmamak

çok konuşarak başkalarının söz söylemesine, konuşmasına engel olmak: Yusuf Efendi biçareye ağız açtırmıyordu.

35

ağız ağıza vermek (konuşmak)

iki kişi birbirine pek yakın durarak başkaları işitmeyecek bir biçimde konuşmak: 'Tenha köşelerde ağız ağıza konuşurken yanlarına biri gelecek olursa hemen susuyorlardı.' -R. N. Güntekin.

48

ağız aramak (yoklamak)

öğrenmek istenilen şeyi söyletecek yolda dil kullanmak.

43

ağız birliği etmek

bir konuda anlaşarak aynı biçimde konuşmak, söz birliği etmek.

105

ağız burun birbirine karışmak

1) dayak sonucunda yüz yara bere içinde kalmak; 2) yüzde aşırı öfke, üzüntü, yorgunluk vb. durumların izleri görünmek.

37

ağız değiştirmek

önce söylediğini başka türlü anlatmak: 'Gelgelelim Akif, Berlin'e gidip de oradaki kahveleri gördüğü vakit ağız değiştirmek zorunda kalır.' -S. Birsel.

35

ağız dil vermemek

konuşmamak, susmak.

33

ağız etmek

yaranmak için kibar konuşmaya çalışmak: 'Kolonya dökmekten, şeker tutmaktan iyi gözükeceğim diye ağız etmekten yoruldu.' -L. Tekin.

59

ağız kalabalığına getirmek

1) birini gereksiz sözlerle şaşırtmak; 2) ilgisiz sözler söyleyerek asıl konudan uzaklaştırmak.

52

ağız kullanmak

duruma, ortama göre söz söylemek: Ben nasıl ağız kullanıyorsam sen de o yolda konuş.

33

ağız satmak

yüksekten atarak kendini övmek.

51

ağız tamburası çalmak

1) sözle avutmaya, oyalamaya çalışmak; 2) soğuktan dişleri birbirine çarpmak, çenesi titremek.

50

ağız yapmak

birini kandırmak, yanıltmak amacıyla duygularını, düşüncelerini olduğundan başka türlü gösterecek biçimde konuşmak: 'Kaçacağım, tövbeler olsun, bir fırsatını bulayım diye ağız yaptı.' -M. Ş. Esendal.

35

ağız yaymak

açık ve dürüst konuşmaktan kaçınmak.

40

ağız yemese, yüz utanmaz

armağan alan, armağanı verenin isteğini yerine getirmemeye çekinir ve mutlaka yapmaya çalışır.

36

ağız yer, yüz utanır

armağan alan, armağanı verenin isteğini yerine getirmemeye çekinir ve mutlaka yapmaya çalışır.

34

ağızda dağılmak

genellikle hamur işi, iyi pişmiş ve lezzetli olmak.

33

ağızda sakız gibi çiğnemek

bir söz veya düşünceyi sık sık tekrarlayıp durmak.

39

ağızdan ağıza dolaşmak (geçmek)

bir söz herkes arasında söylenilmek: 'Gazeteye yansıyan haber ağızdan ağıza geçerken açıklığını hemen hemen tamamen kaybetmiştir.' -Halikarnas Balıkçısı.

35

ağızdan burun yakın, kardeşten karın yakın

insanın kendi yararı her şeyden önemlidir.

44