Deyimler

Toplam 11,193 deyim bulundu. Alfabetik sıraya göre listeleniyor.

ekmeğine göz koymak (dikmek)

birinin geçimini sağlayan işi elinden almaya çalışmak.

98

ekmeğini çıkarmak

çalıştığı işten geçimini karşılayacak kadar kazanç sağlamak: 'Şu dünyada her birimiz alnımızın teriyle ekmeğimizi çıkarmak zorundayız.' -Halikarnas Balıkçısı.

91

ekmeğini kana doğramak

büyük bir sıkıntı ve üzüntüye katlanmak.

48

ekmeğini kazanmak

geçimini sağlamak: 'İçi huzurlu, akşama dek çalışmış, ekmeğini kazanmış.' -M. İzgü.

36

ekmeğini taştan çıkarmak

1) geçimini sağlamakta çok becerikli olmak; 2) en zor koşullarda bile kazancını sağlamak: 'Bu cins çocukların da ekmeğini taştan çıkarmak için ölürcesine çalıştıklarını görüyorum.' -S. F. Abasıyanık.

95

ekmeğini yemek

1) birisinin işinde çalışarak kendi geçimini sağlamak: 'Bedavadan ekmeğini yediği gazeteyi tekmeledikten sonra, aynı gazete geriye döneni tekrar bağrına nasıl basar?' -N. F. Kısakürek. 2) geçim yönünden birisinin yardımından yararlanmak: Oğlunun ekmeğini yiyemeden öldü.

45

ekmek elden su gölden

'kendisi çalışmayıp başkasının kazancıyla geçinme durumu' anlamında kullanılan bir söz: 'Uygar yaşamlarında ekmek elden su göldendi.' -A. Kutlu.

113

ekonomi yapmak

tutumlu davranmak.

100

eksik doğmak

vaktinden önce veya organları gelişmeden doğmak.

39

eksik etmemek

her zaman bulundurmak: 'Sağ gözünden, güneş vurdukça sağa sola yansıyan tek gözlüğünü eksik etmezdi.' -A. İlhan.

95

eksik gedik kapamak

ufak tefek gereksinimleri karşılamak.

98

eksik gelmek

yetişmemek, yetmemek.

102

eksik olma!

'var ol, sağ ol!' anlamında kullanılan bir söz.

100

eksik olmamak

her vakit ve her fırsatta bulunmak: 'Yalnız bizim Babıali yazı piyasasında sipahi bölüğü imamının bulduğu çareye başvurup bir gaza kahramanı kesilenler eksik değil.' -N. Hikmet. 'Bir ufak sac mangal, kış yaz önünden eksik olmaz.' -M. Ş. Esendal.

96

eksiltmeye çıkarmak

bir işi, istekliler arasında en ucuz fiyat verene bırakmak için ihaleye çıkarmak.

101

el açmak

1) dilenmek: 'Oturup kör gibi, namerde el açmak iyi mi?' -M. A. Ersoy. 2) başkasının yardımını isteyecek durumda olmak; 3) kâğıt açmak.

90

el almak

1) esk. tarikatlarda bir mürit, mürşidinden, başkalarına yol gösterme iznini almak; 2) bir sanatı yapmak için ustanın iznini almak; 3) kâğıt oyunlarında karşı tarafın oynadığı kâğıdın daha önemlisini oynayarak üstünlük sağlamak.

103

el arı düşman gayreti

'dosta düşmana karşı küçük düşmemek için çaba gösterme' anlamında kullanılan bir söz.

94

el atmak

1) birisinin işine karışmak, müdahale etmek: 'Nereye el atsak, altından kirli işler çıkıyor.' -H. Topuz. 2) bir işe girişmek, teşebbüs etmek: 'Elbette birçok önemli konulara el attı ama ulusumuzun temel sorunlarından bazıları yüzüstü duruyor.' -T. Halman. 3) sarkıntılık etmek: 'Üvey babasının teklifleri, tenhalarda şurasına burasına el atması.' -O. Kemal. 4) yardım etmek, ilgilenmek.

125

el ayak çekilmek

ortalıkta hiç kimse kalmamak, ıssızlaşıp sessizleşmek: 'Yollar ıssızdı, el ayak çekilmişti, sokaklarda yolu şaşırdım.' -Halikarnas Balıkçısı.

84

el bağlamak

1) saygı için ellerini göbeğinin üstüne kavuşturup durmak; 2) namaza durmak: 'Durup el bağlayalar yâran saf saf.' -Baki.

42

el basmak

kutsal bir şey üzerine el koyarak yemin etmek.

43

el bebek gül bebek

nazlı, şımarık bir biçimde: 'Varlıklı, görgülü bir ailenin el bebek gül bebek yetiştirilmiş çocuğusunuz.' -H. Taner.

105

el bende!

'tekrarlanan oyunda başlama sırası veya hakkı bende' anlamında kullanılan bir söz.

41

el birliği etmek

birlikte davranmak, dayanışmak.

109

el çekmek

vazgeçmek.

108

el çektirmek

görevinden uzaklaştırmak: 'Sorumluları tespit edildi, işten el çektirildi.' -M. Ş. Esendal.

125

el çırpmak

1) alkışlamak, tempo tutmak: 'Bir köylü oturduğu yerde cura çalıyor, birkaç delikanlı etrafında el çırparak ayak vurarak türkü söylüyorlardı.' -R. N. Güntekin. 2) birini çağırmak için ellerini birbirine vurmak.

101

el dokunulmamak

daha önce kullanılmamak, el değmemiş olmak: 'El dokunulmamışından canı yandığından artık az kullanılmışına fit oldu.' -H. Taner.

107

el el üstünde oturmak

herhangi bir iş yapmadan boş oturmak: 'Herhâlde konağın kuytu bir köşesinde, gene el el üstünde oturuyor olmalıydı.' -R. N. Güntekin.

116