Deyimler

Toplam 11,193 deyim bulundu. Alfabetik sıraya göre listeleniyor.

zirveye çıkmak

en üst düzeyde ilgi çekmek, herkes tarafından konuşulur olmak.

53

zirzopluk etmek

uygunsuz, yakışıksız davranışlarda bulunmak.

93

ziyade olsun!

yemekte bulunanlara veya yemeğe buyurun diyenlere 'artsın, çoğalsın' anlamında söylenen bir nezaket sözü.

98

ziyafet çekmek (vermek)

konukları yemekli ağırlamak: 'O gece telgrafçı, gümrükçü, liman çavuşu, müdür beye bir ziyafet vermek istemişlerdi.' -M. Ş. Esendal.

106

ziyan etmek

1) yersiz, boş yere harcamak: 'Ah budala kız, gençliğinin kıymetini bilmiyorsun, güzelliğini ziyan ediyorsun.' -S. M. Alus. 2) zarara uğratmak.

108

ziyan olmak

boşuna harcanmak, zarar görmek: 'Bu fennî ihmal yüzünden Hacer'in çocuğu ziyan oldu.' -N. Hikmet.

107

ziyan zebil olmak

hlk. boşuna, boş yere harcanmak.

45

ziyanı yok!

özür dileyenlere karşılık olarak bağışlandığını, olayın pek önemli olmadığını bildirmek için söylenen bir söz: 'Biraz çabuk işe girişmiş olacağız ama ziyanı yok diye düşündü.' -S. Kocagöz.

102

ziyaret etmek

1) birini görmeye gitmek: 'Sporcular da birbirlerini sık sık ziyaret etsinler.' -N. Hikmet. 2) bir yeri görmeye gitmek.

101

zokayı yutmak

argo aldatılıp zarara sokulmak.

113

zom olmak

çok sarhoş olmak.

101

zor alıma çarpmak

kişi mallarına devlet adına yasal olarak el koymak, müsadere etmek.

109

zor gelmek

bir işin yapılması birine güç gelmek: 'Ama, sevdiğimiz insanın acı çekmesini seyretmek, ölüm acısından çok daha zor gelmiştir bana.' -K. Tahir.

112

zor kullanmak

bir işin yapılması için her türlü baskıya başvurmak.

103

zora binmek

1) iş ancak zor kullanılmakla sonuçlanacak bir hâl almak; 2) zorlaşmak.

110

zora gelememek

baskıya, sıkıntıya veya sıkı bir çalışmaya dayanamamak, katlanamamak.

104

zora koşmak

güçlük çıkarmak.

111

zoru olmak

kendisini zorlayan bir durumu, bir sıkıntısı olmak, sorunu bulunmak, güçlüğü olmak: 'Bizim anlayacağımız, bu memleketin iki tek zoru var. Biri okul, öteki de yol.' -B. R. Eyuboğlu.

111

zorun ne?

1) 'amacın ne, ne istiyorsun?' anlamında kullanılan bir söz; 2) 'neden kendini bu kadar zorluyorsun' anlamında kullanılan bir söz.

99

zorunda bırakmak

yapmaya mecbur etmek: 'Onları susmak zorunda bırakmanın sıkıntısını duyuyorum.' -N. Cumalı.

106

zorunda kalmak (olmak)

kesinlikle yapması gerekmek, yapmaya mecbur olmak: 'Kitabını basacak yayınevi bulamamış, onu kendi parasıyla bastırmak zorunda kalmıştır.' -S. Birsel.

116

zorunlu kılmak

mecbur etmek.

112

zula etmek

1) çalmak, aşırmak; 2) gizlemek, saklamak.

106

zulaya atmak

bir şeyi gizli bir yere koymak.

107

zulüm görmek

kendisine eziyet edilmek.

108

zurna gibi

dar (pantolon).

47

zurnacının karşısında limon yemek gibi

birinin zihni çelinip işini göremeyecek duruma getirildiği anlatılırken söylenen bir söz.

165

zurnanın zırt dediği yer

sürdürülmekte olan bir işin en can alıcı noktası.

115

zül saymak (addetmek)

bir olay veya sözü küçültücü, alçaltıcı, aşağılayıcı olarak değerlendirmek.

105

zülfüyâre dokunmak

1) hatırlı, güçlü bir kimseyi veya bir makamı gücendirmek, darılmasına yol açmak; 2) birine zarar veya sıkıntı vermek; 3) sıkıntı verecek, sorun olacak konulara girmek.

42