Deyimler

Toplam 11,193 deyim bulundu. Alfabetik sıraya göre listeleniyor.

elektriği yakmak

bir yeri aydınlatmak için elektrik enerjisini açıp kullanmak: 'Ondan hemen ayrılıp elektriği yaktı.' -T. Buğra.

40

elektrik almak

etkilenmek, etkisi altında kalmak.

40

elektrik vermek

1) bir yeri elektrikle donatmak; 2) işkence amacıyla birinin çıplak bedenine doğru akım vermek; 3) elektrik enerjisini kullandırmak; 4) mec. etkilemek, etkisi altında bırakmak.

102

eli alışmak

1) bir işte uzluk, ustalık kazanmak; 2) herhangi bir davranışı âdet edinmek.

108

eli armut devşirmek

birisini bir iş yaparken öbürü boş durmak: 'Bu insanlar bu güzel şehirleri kurarken bizim ellerimiz armut mu devşiriyordu?' -B. R. Eyuboğlu.

97

eli ayağı (ayağına) dolaşmak

şaşırmak, telaşlanmak.

108

eli ayağı buz kesilmek (tutmamak)

güçsüz, dermansız kalmak: 'Bu hâli biraz yapmacık da olsa şimdi ben de şaşırmış, elim ayağım buz kesilmişti.' -O. C. Kaygılı.

48

eli ayağı titremek

korku, sinir vb. sebeplerle heyecanlanmak.

112

eli ayağı tutmak

beden gücü yerinde olmak: 'Eli ayağı tutanlar, hiçbir haksızlığa razı olmamalıydı.' -Ö. Seyfettin.

104

eli aza varmamak

bir şeyi çok alma veya verme alışkanlığında olmak.

103

eli boş çıkmak

umduğunu alamamak, başarısızlığa uğramak: 'Sağa döndü, sola baktı, seksen sergüzeşte atıldı, eli boş çıktı, parasız, kıyafetsiz ve mevkisiz olup...' -R. H. Karay.

109

eli boş dönmek (çevrilmek veya geri gelmek)

umduğunu alamadan dönmek: 'Nereyi arayıp taradılarsa elleri hemen hemen boş döndüler.' -Halikarnas Balıkçısı.

107

eli boş gelmek

1) armağansız gelmek; 2) umulan şeyi getirmeden gelmek.

44

eli böğründe kalmak

başarısızlığa uğramak, bir şey yapamaz duruma düşmek.

116

eli dar (darda) olmak

para sıkıntısı içinde olmak.

103

eli değmek

bir şey yapmaya vakit ve fırsat bulmak: 'Elim değmişken bir açıklamada bulunayım.' -H. E. Adıvar.

125

eli dursa ayağı durmaz

kıpırdak, hareketli (kimse).

46

eli ekmek tutmak

geçimini kendi emeğiyle sağlayacak duruma gelmek: 'İşi var, eli ekmek tutuyor. İyi çocuktur.' -M. Ş. Esendal.

119

eli eline değmemek

1) herhangi bir yakınlaşma olmamak; 2) birisiyle cinsel ilişkiye girmemiş olmak.

124

eli ermek

1) yapabilmek, ulaşabilmek: 'Zaman zaman, şiirin ne olduğunu elimin erdiği, gücümün yettiği kadar anlatmaya çalıştım.' -O. V. Kanık. 2) bir işi yapmak için zaman bulabilmek.

99

eli ermez gücü yetmez

çaresiz, zavallı.

99

eli genişlemek

bolca paraya kavuşmak.

46

eli gitmek

bir şeyi kavramak, tutmak istemek.

37

eli harama uzanmak

dinî bakımdan yasaklanmış bir işe yönelmek: 'Eli ne vakit harama uzandı?' -H. Taner.

103

eli işe yatmak

becerikli, eli yatkın, uz olmak.

46

eli kalem tutmak

1) yazı yazmayı bilmek; 2) düşündüğünü güzel bir anlatımla yazmak: 'Saz sanatkârı bütün kedileri sever. Aynı zamanda eli kalem tuttuğundan sevdiği kedilerin bir bir hikâyesini yazar.' -H. Taner.

47

eli kırılmak

eli, işe yatkın bir duruma gelmek.

107

eli kolu (eli ayağı) bağlı kalmak (durmak veya olmak)

bir engel dolayısıyla hiçbir iş yapamaz duruma gelmek: 'Diplomatlarımıza, büyükelçilik ve temsilcilik binalarımıza, tankerlerimize yapılan saldırılara karşı elimiz kolumuz bağlı duruyoruz.' -T. Halman.

118

eli koynunda kalmak

çaresiz kalmak.

106