Deyimler

Toplam 11,193 deyim bulundu. Alfabetik sıraya göre listeleniyor.

eline düşmek

1) egemenliği, buyruğu altına girmek: Kale düşman eline düştü. 2) yakalanmak: Haydutların eline düştü. 3) birine muhtaç olmak: Elbet bir gün elime düşersin. 4) rastlamak, tesadüf etmek: Çocuk iyi bir öğretmenin eline düştü.

109

eline erkek eli değmemiş olmak

kız, namuslu olmak.

43

eline eteğine doğru

her türlü kötülükten uzak olan, dürüst.

112

eline eteğine sarılmak

çok yalvarmak.

104

eline fırsat geçmek

imkân bulmak: Hazır fırsat geçmiş eline, hiç öyle mi konuşulur?

43

eline geçmek

1) kazanmak, edinmek, elde etmek: 'Evi sattım, elime bin iki yüz lira kadar bir şey geçti.' -Ö. Seyfettin. 2) rastlamak, bulmak: Eline geçen her kitabı okur. 3) yakalamak.

117

eline tutuşturmak

karşısındakinin isteyip istemediğini düşünmeksizin verivermek: Bir şey demeden mektubu elime tutuşturdu.

162

eline yüzüne bulaştırmak

bir işi gerektiği gibi yapamamak, başarısız olmak, becerememek.

115

elini arı kovanına sokmak

elini taşın altına koymak.

105

elini ayağını öpeyim

'çok yalvarırım' anlamında kullanılan bir söz.

120

elini belli etmek (göstermek)

kâğıt, okey vb. oyunlarda elindeki kâğıdı veya taşı, oynayanlara belli edecek biçimde sözle, işaretle açıklayıp oynamak.

109

elini çabuk tutmak

gerekli önlemi zamanında almak: 'Aman elinizi çabuk tutun, yılanın başı küçükken ezilmeli.' -Y. Kemal.

109

elini kolunu sallaya sallaya gelmek

1) gelirken hiçbir armağan getirmemek; 2) bitirmeye gittiği işten sonuç alamadan dönmek.

105

elini kolunu sallaya sallaya gezmek

1) ortada görünmemesi gereken kimse pervasızca dolaşmak; 2) pervasızca, kimseden çekinmeden dolaşmak: 'Bütün memleketi, elimi kolumu sallayarak serbest ve rahat dolaşmaya başlamıştım.' -Y. K. Karaosmanoğlu.

112

elini kulağına atmak

ezan okumak, gazel veya türkü söylemek için elini kulak kepçesinin arkasına koymak.

39

elini oynatmak

parayı esirgememek.

112

elini sallasa ellisi (başını sallasa tellisi)

birinin karşı cinsten birçok insanı kolaylıkla elde edebileceğini anlatan bir söz.

106

elini sıcak sudan soğuk suya sokmamak

hiçbir iş yapmamak: 'Anneciğim, hayatımı kazandığımda senin elini sıcak sudan soğuk suya sokturmam.' -A. Kutlu.

53

elini taşın altına koymak (sokmak)

bir konuda sorumluluk üstlenmek.

114

elini uzatmak

yardım etmek: Kızılay, yoksullara elini uzatır.

106

elini veren kolunu alamaz

kendisine iyilik yapıldığında devamını fazlasıyla isteyen kimseler için kullanılan bir söz.

41

elini vicdanına koymak

doğru, yansız, hakça davranmak.

42

elinin altında olmak

1) her zaman kolayca alınıp yararlanılabilecek yerde ve yakınlıkta (olmak): 'Elinin altındaki asker pek azdı.' -Ö. Seyfettin. 2) hazırda bulundurmak: 'Bütün belgelerin elimin altında olduğunu söylüyordum.' -M. İzgü.

121

elinin hamuruyla erkek işine karışmak

kadınlar, beceremeyeceği işleri yapmaya kalkışmak.

104

elinin tersiyle çarpmak

ayanın arkasıyla şiddetle tokat atmak.

101

elinin tersiyle itmek

reddetmek, kabul etmemek: 'Hangi dolmuşa binersen bin, uzat parayı sürücüye, sürücü hemen elinin tersiyle iter.' -M. İzgü.

105

eliyle koymuş gibi

aramadan, kolayca: 'Eliyle koymuş gibi rafta çay kavanozunu buldu.' -O. Rifat.

92

elle tutulacak tarafı (yanı) kalmamak

1) sağlam bir yanı kalmamak; 2) güvenilecek veya kayrılacak bir yönü olmamak.

109

elle tutulur

1) çok açık ve belli; 2) somut.

107