Deyimler

Toplam 11,193 deyim bulundu. Alfabetik sıraya göre listeleniyor.

gözleri sulanmak

gözlerine yaş gelmek.

100

gözleri süzülmek

göz kapakları hafifçe kapanmaya başlamak: 'İki elini bastonun gümüş topuzuna dayamış, gözleri saadetten süzülmüş, adamı dinliyordu.' -H. Taner.

41

gözleri şıldır şıldır dönmek

gözleri yaş dolu bir biçimde bakmak: 'Gözleri şıldır şıldır dönerek şikâyet ederdi.' -Y. Z. Ortaç.

39

gözleri takılıp kalmak

bir şeyden gözlerini ayıramamak: 'O anda pek çok şeyler yapmak istediği hâlde, gözleri köşeyi ağır ağır dönen tramvaya takılıp kalmıştı.' -P. Safa.

98

gözleri velfecri okumak

kurnazlığı gözlerinden belli olmak.

111

gözleri yaşarmak

1) gözleri sulanmak: 'Öyle halk türküleri vardır ki gözleriniz yaşarmadan okuyamaz veya dinleyemezsiniz.' -M. Kaplan. 2) mec. duygulanmak: 'Bütün başarılarda gözlerim yaşarır, bütün ayrılışlarda aynı şey.' -B. Necatigil.

103

gözleri yuvalarından (evinden) fırlamak (uğramak)

korku, öfke ve telaşı gözlerinden belli olmak: 'Cüce rolünde halkı gülmekten katıltan sırıtış, Rakım'ın bütün buruşuklarını kaplamış, ayrık gözleri evlerinden uğramış.' -H. E. Adıvar.

41

gözlerinde şimşek çakmak

aşırı parlamak: 'Bazen kara gözlerinde şimşekler çakıyordu.' -R. Enis.

98

gözlerinden okumak

düşüncelerini bakışlarından sezmek: 'Doktor, Sevim Hanım'ın içinden geçenleri gözlerinden okuyarak söze karıştığında pişman oldu.' -M. Ş. Esendal.

107

gözlerine inanamamak

hiç umulmayan, hiç beklenmeyen bir şeyin görülmesi karşısında şaşırmak.

113

gözlerini bayıltmak

gözlerini yarı kapamak: 'İnleyerek, gözlerini bayıltarak nasıl düştüğünü anlatıyor.' -M. Ş. Esendal.

90

gözlerini belertmek

gözlerini, akı çok görünecek biçimde açmak: 'Birisinin âşıklı maşuklu bir masal söylediğini işitti mi karşısında apışıp gözlerini belertiyordu.' -R. N. Güntekin.

111

gözlerini bitirmek

gözlerini aşırı yormak: 'Her gece fasılasız çalışmak gözlerimi bitirdi.' -Ö. Seyfettin.

97

gözlerini devirmek

öfke ile bakmak: 'Şerbetçide temiz bardak bulamayan müşteri, gözlerini devire devire bağırıyor.' -Ç. Altan.

102

gözlerini fal taşı gibi açmak

şaşkınlıkla, hayretle bakmak.

114

gözlerini kaçırmak

biriyle göz göze gelmemek için gözlerini başka tarafa çevirmek: 'Bazen böyle bir tesadüf olursa gözlerini kaçırmayı doğru bulmuyorlardı.' -R. N. Güntekin.

105

gözlerinin içi gülmek

çok sevindiği yüzünden, gözlerinden belli olmak: 'Zayıf bir kızı severdim / Gözlerinin içi gülerdi' -N. Cumalı.

117

gözlerinin içine kadar kızarmak

utancından yüzü çok kızarmak.

40

gözü (gözleri) (bir şeyde, bir şeyin üzerinde) olmak

dikkati bir yerde toplanmak: 'Masalarda oturan kadınların en ufak bir harekette gözleri kapıdaydı.' -N. Cumalı.

103

gözü (gözleri) açılmak

1) iyiyi kötüyü veya kendisine yarayanı ayırt eder duruma gelmek: 'Mektepten, kitaplardan fazla bu gençlerin muhitinde gözleri açılmış.' -Y. K. Beyatlı. 2) uyanmak.

105

gözü (gözleri) dönmek

aşırı bir isteğin, öfkenin etkisiyle ne yaptığını bilmez duruma gelmek: 'Teşebbüs, hamle, gayret, aksiyon ne demektir, bu gözü dönmüş insanlardan öğrenmek lazım.' -N. F. Kısakürek.

102

gözü (gözleri) kamaşmak

1) güçlü bir ışık sebebiyle göz bakamaz olmak: 'Güneş hiç olmadığı kadar parlaktı, gözlerim kamaştı.' -E. Işınsu. 2) mec. çok etkilenmek.

100

gözü (gözleri) kararmak

1) başı dönmek, hafif baygınlık geçirmek: 'Duvar tarafına doğru bir adım atarak evet cevabını veren Orhan'ın gözleri gene kararıyordu.' -P. Safa. 2) mec. umutsuzluğun veya aşırı bir isteğin etkisi altında ne yaptığını bilmez duruma gelmek: 'İnsan sevgisi ne kadar yoğunsa gözü karardığında cesareti de o denli delice idi.' -A. Kulin.

96

gözü (gözleri) kaymak (kaçmak)

1) gözünde hafifçe şaşılık bulunmak; 2) istemeyerek bakıvermek: 'İstemeye istemeye gözleri lokantacıya kaçtı.' -Ö. Seyfettin. 3) bayılmak sırasında gözünün akı çoğalmak.

40

gözü (gözleri) okşamak

göze hoş görünmek: 'Kadıköy'den Fenerbahçe'ye kadar olan saha, gözleri okşayan bağlarla örtülüdür.' -B. Akyavaş.

44

gözü (gözleri) üstünde kalmak

1) kıskançlık sebebiyle herkesin ilgisini çekmek: 'O, dükkânı sana vereyim, dedi, ben istemedim. Neme lazım, bin kişinin gözü üstünde kalacak.' -M. Ş. Esendal. 2) herkesin dikkatini çekmek.

102

gözü açık gitmek

gerçekleşmesini çok istediği bir dileğine erişmeden ölmek.

113

gözü açık olmak

fırsattan yararlanmak, kurnazca davranmak.

95

gözü akmak

gözü yaralanıp kör olmak.

112

gözü alışmak

1) önceden iyi göremediği bir şeyi sonradan görür olmak; 2) mec. bir şey ilk etkisini yitirmek, yadırganmaz olmak.

89