Deyimler

Toplam 11,193 deyim bulundu. Alfabetik sıraya göre listeleniyor.

göz kırpmadan

1) acımadan, merhamet etmeden; 2) duraksamadan, çekinmeden.

40

göz kırpmak

1) göz kapağını kapayıp açmak: 'Hem gülüyor hem sık sık bana kaçamak bakışlarla bakıyor, muziplikle göz kırpıyor.' -A. Ağaoğlu. 2) başkasına söylediklerinin doğru olmadığını işaretle anlatmak için, benimsediği kimseye bakarak gözünü kapayıp açmak: 'İki sahilde pencerelerden damla damla taşan ışıklar güzel aydedeye göz kırpmakta yıldızlarla rekabet ediyor sanılır.' -A. H. Müftüoğlu.

114

göz kırpmamak

uyumamak.

108

göz koymak

bir kimseyi veya bir şeyi ele geçirmeyi istemek: 'Kırkyılda bir nişanlı buldum, ona da sen mi göz koydun?' -M. Ş. Esendal.

49

göz kulak olmak

1) görme, işitme yoluyla bilgi edinmeye çalışmak; 2) mec. gözetmek, korumak, bakmak: 'Öbürü göğsünden ağır yaralı iki erin geriye alınmalarına göz kulak oluyordu.' -A. İlhan.

121

göz nuru dökmek

fazla emek sarf etmek: 'Kızcağız göz nuru dökmüş, çok ince şeyler işlemiş.' -H. Taner.

110

göz önünde tutmak (bulundurmak)

herhangi bir durumun nasıl bir sonuca yol açacağını hesaba katmak, dikkate almak.

40

göz önüne almak

önceden düşünmek, hesaplamak, dikkate almak: '1908'den önceki zemin ve zamanı göz önüne almalı.' -Y. K. Beyatlı.

103

göz önüne getirmek

zihinde canlandırmak, tasarlamak.

46

göz süzmek

baygın ve anlamlı bakmak: 'Göz süzüp boyun kırması, erkeği baştan çıkarmanın ilmini bilmesi fabrikaların tezgâh başlarında, soyunma odalarında konuşuldu.' -L. Tekin.

101

göz ucuyla görmek

fark etmek: 'Benim için dualar okuduğunu göz ucuyla görebiliyordum.' -A. Kulin.

40

göz ucuyla süzmek

iyice tanımak, bilmek veya dikkat çekmek amacıyla hafif kısık gözle incelemek, bakmak: 'Sokakta göz ucuyla süzdüğüm kadının bana ehemmiyet vermediğini görürsem hoşça bir latife söyleyiveririm.' -R. N. Güntekin.

111

göz yıldırmak

gözünü korkutmak.

100

göz yummak

1) görmezlikten gelmek, hoş görmek, bağışlamak: 'Kendi dillerine başka bir dilden en küçük bir şeyin karışmasına göz yumamazlar.' -N. Uygur. 2) umudunu kesmek, umutsuzluğa düşmek.

100

göz yummamak

1) uyumamak; 2) mec. hoş görmemek, bağışlamamak.

41

gözaltına almak

güvenlik kuvvetleri birini belli bir süre, belli bir yerde tutmak, nezarete almak.

91

gözaltında tutmak

1) güvenlik kuvvetleri birini belli bir süre, belli bir yerde tutmak; 2) gözetlemek.

105

gözaydın etmek

güzel bir olay için kutlamak, iyi dileklerde bulunmak: 'Bir hafta evimize geldiler, gittiler. Köylerden bizleri tanıyanlar bile geldiler, gözaydın ettiler.' -M. Ş. Esendal.

104

gözaydına gelmek

birine kavuştuğu sevindirici bir durum dolayısıyla kutlamaya, iyi dilekte bulunmaya gelmek: 'Eve dönünce orasını düğünevi gibi kalabalık buldum. Duyan kadınlar gözaydına gelmişler.' -M. Ş. Esendal.

101

gözaydına gitmek

birine kavuştuğu sevindirici bir durum dolayısıyla kutlamaya, iyi dilekte bulunmaya gitmek.

97

gözden (gözünden) düşmek

bir kişi veya şey değerini yitirmek, rağbet görmemek: 'Muhtarın oğlu bu hasta köpeklere düşman olduğu günden beri gözümden düştü.' -S. F. Abasıyanık.

47

gözden (gözünden) kaçırmak

dalgınlıkla görmemek: 'Fikirleri dağınıklıktan kurtarmak için, özüne irca etmek ve onu gözden kaçırmamak lazımdır.' -M. Kaplan.

39

gözden (gözünden) kaçmak

görülmemek, farkına varılmamak: 'Emeğinin ve cesaretinin gözümden kaçmış bulunmasından hâlâ üzgünlük duyuyorum.' -A. Ağaoğlu.

120

gözden (gözünden) sürmeyi çalmak (çekmek)

hırsızlıkta çok becerikli, çok usta olmak.

102

gözden çıkarmak

bir mal, para, değer yargısı vb. maddi veya manevi varlığın elden çıkarılmasını kabul etmek: 'İnsan, emeğini o kadar kolay gözden çıkaramıyor.' -A. Ağaoğlu.

90

gözden geçirmek

1) okumak: 'O günkü gazeteleri gözden geçirdi.' -F. R. Atay. 2) niteliğini anlamak için bir şeyin her yanına bakmak, incelemek, muayene etmek: 'Akşam hazırlanmış sofrayı gözden geçirmek için odasından çıktı.' -A. Kutlu. 3) araç, motor vb.nin çalışıp çalışmadığını incelemek, denemek, denetlemek.

109

gözden gönülden çıkarmak

önem vermemek, ilgisini kesmek: 'Şimdi, artık gözünden ve gönlünden çıkardığı bu adamın her şeyi onun için müsavi idi.' -R. N. Güntekin.

107

gözden ırak tutmak

görmek istememek.

43

gözden ırak tutulmak

önem verilmemek, değersiz bulmak: 'Bunca yüzyıl gözden ırak tutulan gerçek Türkçeyi ön plana almak gerekiyordu.' -A. Erhat.

39

gözden kaybetmek

görünmemek, ortadan çekilip gitmek: 'Mektepten sonra birbirimizi gözden kaybetmiştik.' -R. N. Güntekin.

37