Deyimler

Toplam 11,193 deyim bulundu. Alfabetik sıraya göre listeleniyor.

kalburüstüne gelmek

benzerleri arasında sivrilmiş olmak, seçkin duruma gelmek: 'Merkez azaları, âyandan birkaç kişi, mebusların hatırlıları ile ateşlilerden kalburüstüne gelenleri oradaydı.' -M. Ş. Esendal.

103

kaldı ki

bundan başka, bununla birlikte.

37

kaldırım çiğnemek

şehirde yaşayarak görgüsü artmak.

105

kaldırıma düşmek

1) önemini, değerini yitirmek; 2) ucuz fiyatla sokakta satışa çıkarılmak: 'Bastığı hiçbir eser kaldırıma düşmemişti.' -Y. Z. Ortaç.

35

kaldırımları arşınlamak

işsiz güçsüz dolaşmak: 'Kelli felli efendiden adamların hatta sarıklı ulemanın günden güne hırpanileşen kılıklarla, elleri boyunlarında, kaldırımları arşınladıklarını görüyorum.' -R. N. Güntekin.

33

kale almamak

önem vermemek, hesaba katmamak, sözünü etmeye değer bulmamak.

104

kale gibi

1) çok büyük, sağlam (yapı); 2) mec. kendisine güvenilen güçlü (kimse).

37

kalebent etmek

suçluluğu yüzünden mahkûm etmek: 'Jön Türklerle alakası var diye, insanı dünyanın öbür ucuna kalebent ediverirler.' -S. M. Alus.

99

kalem açmak

kalemin ucunu yontup kullanılabilecek bir duruma getirmek.

42

kalem kırmak

huk. idam kararı verildiğinde bir daha idam kararı imzalamamak için hâkim kalemini kırmak.

112

kalem oynatmak

1) yazı yazmak: 'Namık Kemal'in tek başına kalem oynattığı alanlarda başyazarlar, fıkra yazarları, sanat eleştiricileri yetişir.' -N. Cumalı. 2) bir yazıyı düzeltmek; 3) bir yazıda değişiklik yapmak.

108

kaleme (kaleme kâğıda) sarılmak

hemen yazmaya başlamak: 'Hemen kaleme sarıldı. Bir hafta her gece çalışmak suretiyle hikâyesini bitirdi.' -H. E. Adıvar.

103

kaleme almak

bir konuyu yazı durumuna getirmek, yazıyla anlatmak.

89

kaleme gelmek

yazılabilmek veya anlatılabilmek: 'Köyün harman yerinde anlatımı kaleme gelmez bir çalışma var.' -F. Otyam.

99

kaleminden çıkmak

herhangi biri tarafından yazılmak: 'Kurtuluş Savaşı boyunca ciltler tutacak ölçüde telgraf yazışmaları hep kendi kaleminden çıkmıştır.' -N. Cumalı.

35

kaleminden kan damlamak

1) yazıları acı ve dokunaklı olmak; 2) etkili yazmak: 'Kaleminden kan damlayan kavgacı yazarları sevmiyordu.' -T. Buğra.

41

kalemine dolamak

1) herhangi bir konuyu sürekli olarak yazmak; 2) bir kimseyi sürekli olarak yazılarıyla kötülemek.

40

kalemiyle yaşamak (geçinmek)

geçimini yazılarıyla sağlamak.

99

kaleyi içinden fethetmek

davasını karşı taraftan birinin yardımıyla kazanmak.

40

kalıba dökmek

dökmecilikte erimiş madeni kalıbın içine akıtmak.

30

kalıba vurmak

biçimi bozulmuş bir şeyi düzeltmek için kalıba geçirmek.

96

kalıbı değiştirmek (dinlendirmek)

argo ölmek: 'Hekimler epeyce çalıştılar, ilaç verdiler ise de fayda etmedi. Bir hafta sonra kalıbı dinlendirdi.' -M. Ş. Esendal.

97

kalıbı kıyafeti yerinde olmak

görünüşü gösterişli olmak.

108

kalıbından utanmamak

dıştan görüntüsünün verdiği etkiyi hiçe saymak: 'Yalan söylüyorsun ha bire kalıbından utanmadan, sana inanmıyorum.' -K. Korcan.

90

kalıbını basmak

bir şeyi güvenle doğrulamak: 'Aklı yerinde ama sabaha çıkamayacağına kalıbımı basarım.' -S. F. Abasıyanık.

103

kalıbının adamı olmamak

görünüşünden beklendiği gibi olmamak.

35

kalıp gibi oturmak

giysi, vücuda tam uymak.

100

kalıp gibi serilmek

yorgunluktan upuzun yatmak.

89

kalıp gibi uyumak

kımıldamadan uzun ve derin bir uyku uyumak.

43

kalıp kesilmek

olduğu gibi kalmak: 'Lakin sonra mandalın gürültüsü, kanadın gıcırtısını duyunca hemen yerine donmuş, yatmış, kalıp kesilmişti.' -R. H. Karay.

92