Deyimler

Toplam 11,193 deyim bulundu. Alfabetik sıraya göre listeleniyor.

kuvvet bulamamak

cesaret edememek.

95

kuvvetini toplamak

gücünü artırmak, kuvvetlenmek.

33

kuvvetle muhtemel

büyük olasılıkla.

112

kuvvetten düşmek

gücü azalmak.

35

kuyruğa girmek

ayakta arka arkaya durulan diziye girmek: 'Ondan son-ra kuyruğa girenler, abdesthaneyi dörder dörder kullanmaya koyuldular.' -Halikarnas Balıkçısı.

95

kuyruğu dikmek

1) hayvan koşmaya, başlamak; 2) insan bulunduğu yerden uzaklaşmaya başlamak.

34

kuyruğu kapana kısılmak (sıkışmak)

çok zor duruma düşmek.

34

kuyruğu titretmek

argo ölmek: 'Aklın varsa bu kahpe dünyada kuyruğu titretmeden çekmene bak!' -O. C. Kaygılı.

103

kuyruğunu kısmak

korkup sinmek.

103

kuyruğunu tava sapına çevirmek

haddini bildirmek, gereken dersi vermek: 'Sonra benim kuyruğumu tava sapına çevirirler efendim diye bağırıyor, masa başındaki erkândan tekrar yardım istiyor.' -R. N. Güntekin.

33

kuyruk çekmek

gözün çevresine kalem veya sürme ile çizgi çekmek: 'Zehra elinde kalem, gözlerine kuyruk çekiyordu.' -A. İlhan.

106

kuyruk olmak

arka arkaya dizilmek, sıralanmak.

36

kuyruk sallamak

yaltaklanmak: 'Gül gibi yavrusunu bırakıp da evlenecekmiş. Kuyruk sallaya sallaya oğlumu öldürttü.' -Y. Kemal.

94

kuyruk yapmak

uzun ve peş peşe bir sıra oluşturmak: 'Ama hâlâ bilet var diye bekleyen en aşağı beş bin kişi güzel bir kuyruk yapmışlar.' -B. R. Eyuboğlu.

102

kuyu gibi

1) çok derin (yer); 2) basık ve karanlık (yer).

103

kuyudan adam çıkarmak

1) olumsuz, uygunsuz veya yasal olmayan bir duruma son vererek birini haklarına kavuşturmak; 2) unutulmaktan kurtarmak.

30

kuzgun gibi

çok kara, çok koyu.

106

kuzu çevirmek

kuzunun gövdesini şişe geçirip ateş korunun üzerinde çevirerek pişirmek.

92

kuzu gibi

çok uysal.

99

kuzu gibi olmak

uslanmak, sessizleşmek, sakinleşmek.

97

kuzu kesilmek

uysallaşmak, sessizleşmek, sakin bir durum almak: 'Sabık komiserin sahiden bir komisermiş gibi tavır aldığı anlarda kadın kuzu kesilirdi.' -H. E. Adıvar.

104

kuzu postuna bürünmek

karşısındakini aldatmak için gerçek kişiliğini saklamak, kendini zararsız ve uysal göstermek.

106

küçük abdesti gelmek

idrar yapma ihtiyacı duymak.

89

küçük dağları ben yarattım demek

çok böbürlenmek, kibirlenmek: 'Aslarda o küçük dağları ben yarattım diyen heybet ... varken ... o güdük, o boynu bükük konçinalar onlara bir türlü el kaldıramıyorlar.' -H. Taner.

35

küçük dilini yutmak

şaşırmak, donakalmak: 'Kadıncağız beni bu hâlde görünce az kalsın küçük dilini yutacaktı.' -Y. K. Karaosmanoğlu.

95

küçük düşmek

değeri veya onuru sarsılmak: 'Kimsenin yanında küçük düşmeni istemem.' -R. N. Güntekin.

38

küçük düşürmek

değerini veya şerefini sarsmak: 'Handan'ı küçük düşürdüğünü, asıl suçun da bu olduğunu kabul etmişti.' -T. Buğra.

100

küçük görmek

değer, önem vermemek: 'Bütün bu fânilikleri küçük görerek bunları ancak gönül oyalayıcı şeyler diye telakki ettiklerini gösteriyordu.' -A. Ş. Hisar.

111

küçük köyün büyük ağası

büyüklük taslayanlar için söylenen bir söz.

41

küçük oynamak

kumarda az para ile oynamak.

31