Deyimler

Toplam 11,193 deyim bulundu. Alfabetik sıraya göre listeleniyor.

lafını şaşırmak

ne diyeceğini bilememek, şaşırarak başka şeyler söylemek.

38

lafını yabana atmamak

söylenen söze değer vermek: 'Yooo, lafımı yabana atma, bu işi rahmetli anneciğim de bilirdi.' -Y. K. Karaosmanoğlu.

92

lafını yedirmek

iddialı olarak söylediği sözü geri alma zorunda bırakmak.

162

lafını yemek

verdiği sözden, söylediği sözden vazgeçmek: 'Lafımı yemem avrat, dedi, kafam kızdı mı tövbe lafımı yemem!' -O. Kemal.

100

lafta kalmak

bir iş düşünce aşamasında kalıp gerçekleşmemek.

103

laftan anlamak

söyleneni dinleyip uymak veya uygulamak: 'Adam değil ki laftan anlasın!' -N. Cumalı.

103

lağımla atmak

bir kayayı delip içine patlayıcı maddeler koyduktan sonra bu maddeleri ateşleyerek parçalamak.

99

lahavle çekmek (okumak)

'lahavle' sözünü söylemek: 'Cömertliği karşısında olduğumu anlayınca lahavle çekip yola devam ettim.' -A. Rasim.

104

lakap takmak

bir kimseye onun bir özelliğini belirtecek bir ad vermek: 'Arkadaşının taktığı bu lakabı, Ger Ali, soyadı kanunu çıkınca isminin başından alıp sonuna koydu mu bilmiyorum.' -Y. Z. Ortaç.

35

lakayıt kalmak

ilgisiz davranmak, aldırmamak: 'Onun gözyaşlarına lakayıt kalmak mecburiyetinde bulunuyorum.' -M. Ş. Esendal.

104

lakırtı ağzından dökülmek

isteksiz konuşmak.

40

lakırtı çıkarmak

laf çıkarmak: 'Sonra tahsisat yoktur, gelecek sene bütçesine para konulacak diye lakırtı çıkardılar.' -M. Ş. Esendal.

98

lakırtı etmek

1) konuşmak: 'Bir gün sinirli olur da ters bir lakırtı ederse ben susarım.' -M. Ş. Esendal. 2) dedikodu konusu etmek.

105

lakırtı taşımak

laf taşımak.

101

lakırtı yetiştirmek

bir söze karşılık vermekte gecikmemek: 'Birbirine lakırtı yetiştirmeye, cevap bulmaya çalışıyorlar.' -M. Ş. Esendal.

32

lakırtısı ağzında kalmak

konuşan kimsenin, bir başkasının söze başlaması veya ani bir olay sonucunda sözü yarım kalmak.

89

lakırtısı mı olur?

konuşulan bir şeyin önemsizliğini veya yersizliğini anlatmak için söylenen bir söz.

37

lakırtısını etmek

hakkında konuşmak: 'Köylü ile Gülsüm, çocukları o kadar eğlendirmişti ki sofrada hep onların lakırtısını ediyorlar, durmadan gülüyorlardı.' -R. N. Güntekin.

34

lakırtıya boğmak

gereksiz ve boş sözlerle konuşmayı uzatmak.

107

lakırtıya tutmak

konuşarak oyalamak: 'Şükran, elleri atımın dizgininde, beni bırakmıyor, lakırtıya tutuyordu.' -R. N. Güntekin.

41

lakırtıyı ağzına tıkamak

birinin sözünü bitirmesine imkân vermeden onu ters bir karşılıkla susmak zorunda bırakmak.

112

lakırtıyı ezip büzmek

konuşmasını beceremeyip aynı şeyleri tekrarlamak.

41

lakırtıyı kesmek

susmak: 'Sanki görüşmemiz münasebetsiz bir safhaya girmişti de ister istemez lakırtıyı kesmiştik.' -İ. H. Baltacıoğlu.

43

laklak etmek

karşılıklı, gelişigüzel, havadan sudan konuşmak.

46

lal etmek

konuşamaz duruma sokmak, susturmak: 'Bazı ihtiyar âlimlerimizin lisana vukuflarına hayran oldum, mantıklarıyla bizi lal ettiler.' -Y. K. Beyatlı.

112

lala paşa eğlendirmek

işini gücünü bırakıp karşısındakinin hoş vakit geçirmesini sağlamak.

44

lâm elif çevirmek (çizmek)

kısa bir süre dolaşıp gelmek: 'Akşamüstü gelirken, Langa'dan doğru bir lâm elif çevirelim, dedik.' -H. R. Gürpınar.

45

lamba açmak

kapı, pencere kenarlarında genellikle dik açılı girinti açmak.

112

lambayı açmak

1) ışığı yakmak; 2) lambanın fitilini yükseltip ışığını çoğaltmak.

97