Deyimler

Toplam 11,193 deyim bulundu. Alfabetik sıraya göre listeleniyor.

lâmı cimi yok

'değişmez, kesin, başka yolu yok' anlamında kullanılan bir söz: 'Lütfü'ye akordeon çaldırıyorlar, lâmı cimi yok, çalacak.' -A. İlhan.

50

lanet etmek

ilenmek, kötülüğünü istemek: 'Bu nesil öyle zamanlar geçirdi ki doğduğuna lanet etti.' -F. R. Atay.

110

lanet okumak

bir kimsenin Tanrı'nın merhametinden yoksun kalmasını dilemek: 'Hele sevgilisinin de hastalandığı bu korkunç haftalarda, fabrikanın cinayetlerine ne kadar lanet okuyor, biraz da kendisi vasıta olduğundan dolayı ne derece ızdırap çekiyordu.' -R. H. Karay.

40

lapa gibi

yumuşak, gevşek bir biçimde: 'Sen de kendini lapa gibi bırakma!' -B. Felek.

95

lapa vurmak

ağrıyı kesmek, iyileştirmek amacıyla lapa koymak.

100

larp diye

ansızın: Larp diye önümüze çıkıverdi.

112

lastik gibi

1) çevik: 'Neme lazım lastik gibi kaleci.' -H. Taner. 2) az pişmiş, sert (et).

106

latife götürmek

şaka kaldırmak: 'Hiç latife götürecek hâlim yokken, kendimi tutamadım; kahkahaları atmaya başladım.' -S. M. Alus.

110

lava etmek

1) bir filikayı ilerletmek; 2) mec. birini çekiştirmek.

104

layığını bulmak

1) dengini, yaraşır eşini bulmak; 2) hak ettiği cezayı bulmak: 'İster misin, Tayfun'un da gözüne ilişsin; layığını bulmuş diye sevinsin.' -S. M. Alus.

101

layık görmek

yakıştırmak, uygun görmek: 'Ben işte oyum, şimdi söylemeye layık görmediğiniz Dikmen Yıldızı...' -A. Gündüz.

38

lazım gelmek (olmak)

gerekmek: 'Ayın parlaması için gece lazım olduğu, gibi, dehanın parlaması için çok defa bir felaket lazım gelir.' -H. S. Tanrıöver. 'Nadiren kolunda, lazım oldukça kullanmak üzere bir pardösü bulunduğunu ancak fark ederdiniz.' -İ. A. Gövsa.

40

leb demeden leblebiyi anlamak

daha söze başlanırken ne denmek istenildiğini çabucak anlamak.

109

leblebiden nem kapmak

en küçük bir olay veya davranıştan olumsuz etkilenmek: 'Leblebiden nem kapar.' -F. Celâlettin.

52

lehinde söylemek (bulunmak)

1) iyiliğini söylemek; 2) hakkında iyi söz söylemek, desteklemek.

43

leke getirmek

yüz kızartacak, onur kıracak durumla karşılaşmaya yol açmak.

99

leke sürmek

birine onurunu sarsacak biçimde iftirada bulunmak, suç yüklemek, lekelemek: 'Annemi kıskanıyor, bana leke sürmek istiyor.' -H. E. Adıvar.

40

leş gibi

1) çok pis (yer); 2) rahatsız edici, ağır (koku); 3) tembel veya çok yorgun.

103

leş gibi sarhoş

körkütük sarhoş, çok sarhoş.

109

leş gibi serilmek

kollarını bacaklarını yayarak kımıldamadan yatmak.

110

leyleği havada görmek

şaka çok gezmek.

109

leyleğin attığı yavru

çevresinde yeteri kadar ilgi görmeyen kimse: 'Gözlerimi önüme indirmiştim, başım dönüyor, kulaklarım vınlıyordu. Ben, bilhassa ben, leyleğin attığı yavru.' -O. Kemal.

103

leylek gibi

zayıf ve uzun bacaklı.

100

lezzet almak

hoşlanmak: 'Uysal hayatımız daima gönlümün de aklımın da en lezzet aldığı meşgalesi.' -R. H. Karay.

45

lezzetini çıkarmak

tadını çıkarmak: 'Lezzetini çıkara çıkara hikâyesine devam ediyordu.' -R. H. Karay.

37

ligden düşmek

kümeden düşmek.

41

lige çıkmak

kümeye çıkmak.

104

limon gibi

sarı, çok sarı: 'Benzi limon gibi sararmaya, gözleri ateş gibi parlamaya başladı.' -Y. K. Karaosmanoğlu.

111

limon kabuğu gibi

tkz. küçük ve biçimsiz (şapka).

45

limonata gibi

sıcak günlerde serin serin esen (hafif rüzgâr).

100