Deyimler

Toplam 11,193 deyim bulundu. Alfabetik sıraya göre listeleniyor.

ortalık yatışmak

toplum içindeki düzensizlik ve kargaşa sona erip düzenli yaşayış yeniden başlamak.

102

ortam yaratmak

imkân sağlamak: 'Devlet ... elverişli ekonomik bir ortam yaratmak için gerekli tedbirleri alır.' -Anayasa.

97

ortama ayak uydurmak

çevreye uyum sağlamak.

107

ortama uymak

çevreye uyum sağlamak.

107

ortasını bulmak

ılımlı derecesini bulmak, uzlaştırmak.

98

ortaya almak

her yanını çevirmek, kuşatmak.

109

ortaya atılmak

1) ileri sürülmek, herkesin bilgisine sunulmak; 2) bir kimse bir işi yapmak için kendini göstermek: 'Ve yarından itibaren kılıcım -yani kalemim- elimde ortaya atılacaktım.' -Ö. Seyfettin.

108

ortaya atmak

söylemek, ileri sürmek: 'İşte bu söz üzerinedir ki Servet Bey, apartmana çıkmak emelini ciddi bir tasavvur hâlinde ortaya atmıştı.' -Y. K. Karaosmanoğlu.

95

ortaya balgam atmak

kaba bir iş kıvamındayken, biri herkesin zihnini bulandıracak bir söz söylemek: 'Belki Tayfur'a gönlüm vardır diye ortaya balgam atıyor.' -S. M. Alus.

100

ortaya çıkarmak

delilleriyle göstermek, ispat etmek: 'Bu işteki uygunsuzluğu daha iyi ortaya çıkarmak için bir mukayese yapalım.' -N. Hikmet.

33

ortaya çıkmak

1) yokken var olmak, meydana çıkmak, türemek: 'Ama bizi, en azından Fahri'yle beni yadırgatan başka şeyler ortaya çıkmaya başladı.' -A. Ümit. 2) biri kendini göstermek: 'Lanet filozofum diyerek ortaya çıkıp Allah'a ve kullara karşı hezeyan eden tımarhanelik herifler!' -Ö. Seyfettin.

101

ortaya dökmek

1) çıkarmak, göstermek; 2) açıklamak: 'Bunun için dağarcığında ne var ne yok, tümünü ortaya döker.' -S. Birsel.

110

ortaya düşmek

kadın orta malı olmak, sokağa düşmek.

97

ortaya konuşmak

sözü hiç kimseyi hedef almadan söylemek.

31

ortaya koymak

1) herkesin görebileceği yere koymak; 2) yaratmak, yapmak; 3) açıklamak: 'En sonra da görüşlerini edebiyata kaçmayan bir açık yüreklilikle ortaya koydu.' -H. Taner.

35

ortaya sürülmek

anlatılmak, belirtilmek, söylenmek: 'Artık yazılacak satır, söylenecek söz, ortaya sürülecek düşünce kalmadı.' -Y. K. Beyatlı.

34

ortaya yayılmak

herkes tarafından duyulmak: 'Günün birinde ortaya yayılan ölüm haberinde bir olağanüstülük yoktu.' -Y. K. Karaosmanoğlu.

35

oruç açmak

vakit geldiğinde oruç bozmak, iftar etmek.

107

oruç bozmak

bir şey yiyerek, içerek orucunu kesmek veya sona erdirmek: 'Akşam Rabia ile beraber oruç bozuyor, iftar ediyoruz.' -H. E. Adıvar.

88

oruç tutmak

oruç ibadetini yerine getirmek: 'Bütün sene cumadan gayri günlerde oruç tutarım.' -R. N. Güntekin.

102

oruç yemek

oruç tutmamak.

93

Osmanlı tokadı atmak

1) bir kimseye sert ve etkili bir biçimde tokat atmak; 2) mec. sert ve etkili bir biçimde uyarmak; 3) mec. bir kimseye üstünlüğünü kabul ettirmek.

93

Osmanlı tokadı yemek

1) sert ve etkili bir biçimde tokat atılmak; 2) mec. sert ve etkili bir biçimde uyarılmak; 3) mec. bir kimsenin üstünlüğünü kabul etmek.

36

ot gibi

1) bilgisiz, görgüsüz, değersiz olan; 2) amaçsız, zevk almadan (yaşamak).

112

ot gibi yaşamak

amaçsız, beklentisiz gün geçirmek.

96

ot tutunmak

vücuttaki istenmeyen kılları düşürmek için ilaç sürünmek.

101

otomatiğe almak (bağlamak)

kendi kendine yeniden düzene sokmak.

40

otomatiğe geçmek

otomatik olarak çalışmaya başlamak.

103

otorite sağlamak (temin etmek)

yetki kurmak veya yetki sahibi olmak: 'Reisleri de tam bir otorite temin etmiş olduğunu her vesile ile belli ediyordu.' -E. İ. Benice.

35

oturup kalkmak

hareket etmek: 'Daha ilk gecesinden karı lafı ile oturup kalkmaya başlarsa konu nereye varır?' -M. Ş. Esendal.

94