Deyimler

Toplam 11,193 deyim bulundu. Alfabetik sıraya göre listeleniyor.

payını almak

1) kendine ayrılanı almak: 'İnsan için bunları bilmek, bunların seyrine dalmak, bunlarla yetinmek, bunlarla gülüp bunlarla sevişmek varken ve bu Tanrı ihsanı nimetlerden herkesin kendi payını alması kabilken...' -Y. K. Karaosmanoğlu. 2) mec. azarlanmak, paylanmak.

110

payidar kalmak (olmak)

kalmak, yok olmamak, yaşamak: 'Türkiye Cumhuriyeti ilelebet payidar kalacaktır.' -Atatürk.

124

pazar kayığı gibi

çok yüklenmiş (taşıt).

80

pazar ola!

satıcılara 'satışın bol olsun' anlamında söylenen bir iyi dilek sözü.

104

pazara çıkarmak

satılığa çıkarmak.

98

pazarlığa girişmek

pazarlık yapmaya başlamak: '... pazarlığa girişmez, müşterileri ne verirse alırdı.' -Ö. Seyfettin.

105

pazarlığı pişirmek

pazarlıkta uyuşma sağlayacak duruma gelmek: 'Ne olacak efendim! Pazarlığı pişirdiler.' -Y. K. Karaosmanoğlu.

43

pedavra gibi

kaburga kemikleri sayılacak kadar zayıf (kimse).

95

pedavrası çıkmış

pedavra gibi.

99

pek söylemek

kırıcı ve sert konuşmak.

88

peklik çekmek

sürekli olarak güçlükle büyük abdest bozmak.

97

pelte gibi

1) çok gevşek; 2) çok yorgun.

41

pencere açmak

görüş açısı kazandırmak: 'Bir insana bir şey öğrettiğiniz, ona yeni bir pencere açtığınız zamanki o parlayan bakışlar var ya, hocanın en büyük mükâfatı budur.' -H. Taner.

105

pençe atmak

1) yırtıcı hayvan ön ayaklarıyla saldırmak, vurmak: 'Aslan bir pençe atarak soysuz köpeğin kemiklerini kırmış.' -F. R. Atay. 2) mec. gücüne güvenerek bir şeyi elde etmeye çalışmak: 'Bilirim atarsın bana pençeni / Nefsine kahretmek istedikçe sen' -F. N. Çamlıbel.

97

pençe pençeye gelmek

kıyasıya, öldürürcesine dövüşmek.

101

pençe vurmak

1) pençelemek; 2) ayakkabıya pençe çekmek.

98

perdah çekmek

sakalı bir daha ve kıl çıkışının ters yönünde olmak üzere tıraş etmek.

93

perde çekmek

1) bir şeyin önüne perde germek; 2) gözlemek, örtmek.

92

perde inmek

1) hlk. gözde katarakt olmak; 2) hlk. gizlemek, örtmek; 3) bir tiyatro oyunu bitmek.

117

perde kurmak

Karagöz oyununa başlamak.

34

perdelerini açmak

tiyatro yeni mevsimde temsillerine başlamak: 'Tiyatro topluluğu 'Kaos' adlı oyunla perdelerini ilk kez açmıştı.' -A. Cemal.

96

perdelerini kapamak

tiyatro tamamen kapanmak.

96

perende atmak

havada çark gibi dönerek takla atmak: 'Ali çocuk gibi perendeler atarak otlarla, yamaçlarla sarmaş dolaş oluyordu.' -Halikarnas Balıkçısı.

104

peresesine getirmek

tam sırasını, uygun zamanını bulmak, biçimine getirmek.

88

pereseye almak

bir işi düşünmek, göz önüne almak.

104

pergelleri açmak

tkz. uzun adımlarla yürümek: 'Kalem Şakir düştü peşine, öylesine açmıştı ki pergelleri, koridorun ortasında yakaladı.' -R. Ilgaz.

77

perhiz yapmak (etmek)

sağlığı korumak veya düzeltmek amacıyla özel bir beslenme düzeni uygulamak: 'Fiyatlar o kadar yükseldi ki perhiz eder gibi yediğim hâlde, yine her yemek bir buçuk lirayı geçmeye başladı.' -Ö. Seyfettin.

30

perhize çekmek

perhizi titizlikle uygulamak: 'Öteki doktor bizi perhize çekerken öldürmüş de haberimiz olmamış.' -M. İzgü.

97

peri gibi

çok güzel.

43