Deyimler

Toplam 11,193 deyim bulundu. Alfabetik sıraya göre listeleniyor.

perileri bağdaşmak

uyuşup anlaşmak, yıldızları barışmak.

97

perisi hoşlanmamak

yakınlık duymamak, ısınamamak.

98

perişanlık vermek

perişan duruma getirmek, perişan etmek: 'Kaç defa deve kafilelerinin bir at sesi yüzünden ortalığa perişanlık verdiğine rast geldim.' -F. R. Atay.

94

perte çıkmak

taşıt hurdaya çıkmak.

39

pervane gibi dönmek

bir kimsenin yanından hiç ayrılmamak: 'Hanımefendinin etrafında pervane gibi dönüyor, isteyeceği şeyleri evvelden keşfetmek için gözünün içine bakıyordu.' -R. N. Güntekin.

87

pervane kesilmek

1) saygı duyduğu bir kişiye hizmet edebilmek için devamlı etrafında olmak, didinip durmak; 2) her isteği yapmak için çevrede dört dönmek: 'Ana oğul Leman'ın gözlerini sildiler, kızcağızın başında pervane kesildiler.' -N. Hikmet. 3) dönüp durmak: 'Herkesin çevresinde saygılı bir pervane kesildiği bu huzurlu ortamda, bu genç kızın sıcak ilgisini hissetmek...' -H. Taner.

94

pervaz etmek

uçmak.

94

pes demek

karşısındakinin kendisinden daha üstün olduğunu kabul etmek, boyun eğmek.

98

pes etmek

1) yenilgiyi kabul etmek, pes demek: 'Evliliği sırasında altı düşük daha yapacak sonunda pes edecekti.' -A. Kulin. 2) yenileceğini anlayıp sırtının yere gelmesini istemeyen pehlivan, yenildiğini kabul anlamına ya 'pes ediyorum' demek veya hasmının kispetine eliyle vurarak işaret vermek; 3) birinin aşırı kurnazlığı karşısında ancak bu kadar olur inancına varmak.

114

pes perdeden konuşmak

1) alçak ve kalın sesle konuşmak; 2) alttan alarak, yumuşak bir dil kullanarak konuşmak.

96

pestil gibi

kımıldayamayacak kadar güçsüz, bitkin bir biçimde: 'Pestil gibi yerlerde uzandığıma bakma, anam, ben şu huysuza haddini bildirirdim.' -N. Hikmet.

103

pestile çevirmek

çok yormak.

91

pestili çıkmak

çok yorulmak: 'Tulum Hayri dün voleybol oynamış, pestili çıkmıştı.' -R. Ilgaz.

106

peşinde (peşinden) koşmak

elde etmek için uğraşmak: 'Zaman oldu en renkli, en ahenkli şekillerin peşinde koştum.' -N. Hikmet.

56

peşinden sürüklemek

birinin veya birçoklarının arkasından gelmesini sağlamak: 'Değişen, baş döndürücü bir hızla değişen değişiş iki ayakları topal olanları bile sürükler peşinden.' -N. Hikmet.

105

peşinden yürümek

1) birinin arkasından yürümek, gitmek; 2) mec. bir kimseye her konuda uymak.

36

peşine düşmek (gitmek)

1) arkasından gitmek, izlemek: 'Kaçarsa peşine düşerek ona korkulu dakikalar geçirtiyordu.' -Y. N. Nayır. 2) bir isteğin gerçekleşmesini sağlamaya çalışmak: 'Her biri bir yere, ekmek parası peşine gittiler, kendi başlarını da kurtardılar.' -M. Ş. Esendal.

112

peşine takılmak

ardından gitmek: 'Üftade Hanım'ın peşine takılmış olan şamatalı, gösterişli ve her yaştan, her cinsten bir kalabalık...' -H. E. Adıvar.

95

peşine takmak

yanında götürmek: 'Valinin yerini öğrendiği gibi savuştu Bayram, İlyas'ı peşine takıp.' -A. Kulin.

29

peşini bırakmamak

bir kimseyi veya şeyi izlemekten vazgeçmemek: 'Başımın belası! Peşimi hiç bırakmaz.' -S. F. Abasıyanık.

104

peşkeş çekmek

1) başkasının malını birine bağışlamak; 2) verilmemesi gereken bir şeyi uygunsuz bir amaçla veya yersiz olarak birine vermek: 'Kocasını ardı arkası gelmeksizin kandırdığı yetişmiyormuş gibi bazen genç kızları da şuna buna peşkeş çekermiş.' -E. İ. Benice.

91

peştamal kuşanmak

1) peştamal giyinmek; 2) mec. bir zanaatta ustalık kazanmak.

97

pey sürmek

1) artırma ile satılan bir şey için önce bir miktar para vermek veya önermek; 2) rekabet etmek: 'Onu, kendisine karşı pey sürecek kimsenin çıkmayacağına inanan Güdük Hacı olarak istemişti.' -T. Buğra.

106

peyda etmek

çıkarmak, oluşturmak, ortaya çıkarmak, edinmek: 'Uzun boyu hafif bir kamburluk peyda etmiş.' -H. C. Yalçın.

96

peynir ekmek gibi

1) çok revaçta, çok tutulan, beğenilen; 2) çok kolay biçimde; 3) çabucak.

106

pılı pırtıyı (pılıyı pırtıyı) toplamak

gitmek üzere bütün eşyalarını toplamak: 'Dört sene sonra ustası pılıyı pırtıyı toplamış, geldiği memlekete geri dönmüş.' -S. F. Abasıyanık.

96

pıllım pıllım olmak

köhneleşmek.

34

pır pır etmek

1) ışık yanıp sönmek: 'İdare lambası pır pır edip duruyordu sofadaki merdiven başında.' -Ç. Altan. 2) heyecanlanmak.

139

pırlanta gibi

çok iyi nitelikleri olan, değerli, saf, temiz: 'Bunların arasında umutsuz yaşamayan pırlanta gibi delikanlılar vardı.' -T. Buğra.

98

pışt demek

rahatsız edici bir söz söylemek: ... kimsenin kızına pışt demeden.

108