Deyimler

Toplam 11,193 deyim bulundu. Alfabetik sıraya göre listeleniyor.

zar gibi

çok ince, saydam.

37

zar kesmek

zarını bozmak.

100

zar tutmak

istediği sayıyı getirmek için zarı, atmadan önce parmaklar arasında düzene sokmak.

102

zarar çekmek

zarara uğramak.

101

zarar gelmek

kötülük gelmek: 'Bizden hiç kimseye zarar gelmez.' -Ö. Seyfettin.

104

zarar görmek

kötü sonuca uğramak: 'Usulleri, kaideleri bozanların zarar görecekleri muhakkaktı.' -Ö. Seyfettin.

100

zarar vermek

1) kötülük etmek: 'Bu davaya zarar verecek ihtiyarları ortadan kaldırmaya çalışmaktadır.' -F. R. Atay. 2) birinin parasal kayba uğramasına sebep olmak.

96

zarara sokmak

zarar vermek.

103

zarara uğramak

1) kötü bir durumla karşılaşmak; 2) parasal kayba uğramak.

104

zararda olmak

1) alışverişte kâr elde edememek; 2) kötü duruma düşmek.

95

zararı dokunmak

kötülüğe uğratmak.

35

zararı olmamak

kötülüğe yol açmamak.

97

zararı yok

özür dileyenlere karşılık olarak bağışlandığını, olayın pek önemli olmadığını bildirmek için söylenen bir söz: 'Dürbünleri mi kırdınız, zararı yok, hiç zararı yok.' -A. Dino.

108

zararlı çıkmak

1) bir işin sonunda değerli sanılan bazı şeyleri yitirmek; 2) zarar etmek: 'Bu kitap, kendi ağırlığında altınla dahi satılsa satan yine zararlı çıkar.' -A. Kabaklı.

88

zarf atmak

1) dolandırıcı zarf vb. kullanarak bir tür para sızdırmak veya çarpmak; 2) karşısındakinin gerçek duygu ve düşüncelerini öğrenmek için kasıtlı olarak uygun sözler söylemek veya bazı davranışlarda bulunmak.

99

zarını bozmak

1) tavla oyununda oyuncu, yenilmesini yanına oturan kimseden bilmek; 2) atılan zarı karşıdaki oyuncu, eliyle karıştırmak.

105

zart zurt etmek

yüksekten atıp tutarak çıkışmak, kaba kuvvet gösterisinde bulunmak.

113

zartayı çekmek

argo ölmek.

87

zayıf düşmek

1) zayıflamak: 'Ne yiyip içiyorsun? Zayıf düşmekten korkmuyor musun?' -N. F. Kısakürek. 2) mec. güçsüzleşmek: 'Fakat aldıkları yerlerin ahalisini Türkleştiremediklerinden bu büyüklük onların zayıf düşmelerine sebep olmuş.' -Ö. Seyfettin.

51

zayıf yerinden yakalamak

güçsüz, eksik ve yanlış bir tutum ve davranışı yüzünden zor durumda bırakmak: 'Kendisini en zayıf yerinden yakalamak istediğinden şüphelenir gibi.' -R. N. Güntekin.

109

zayiat vermek

kayba uğramak, zarar ziyan görmek.

103

zebun kalmak

güçsüz, zavallı durumda bulunmak: 'Bir zaman gelir ki sırf kendi icadımız olan bir his elinde zebun kalırız.' -H. C. Yalçın.

34

zehaba (zehabına) kapılmak

kuruntuya düşmek, vesveselenmek: 'Bu makalemin, adını koyduğum kitap için, ona ayrıca ehemmiyet verdiğim zehabına kapılmamalarını okuyucularımdan rica ederim.' -A. H. Çelebi.

116

zehapta bulunmak

vesveseye kapılmak, kuruntu içinde olmak: 'Kim bilir ne taraflara yorar, ne zehaplarda bulunur?' -S. M. Alus.

98

zehir gibi

1) çok acı; 2) çok soğuk (hava); 3) çok becerikli, usta: Zehir gibi şoför. 4) çok üstün: Zehir gibi bir zekâ. 5) çok iyi: 'Oğlan süngerlerin çeşidini zehir gibi tanıyordu.' -Halikarnas Balıkçısı.

111

zehir kesilmek

1) çok acı ve yakıcı olmak; 2) mec. ortalık ümit, sıkıntılı bir durum olmak: 'İçimde elim bir boşluk, aşk ve hayat ortasında derin bir yalnızlık hissiyle bütün uykum acı ve zehir kesildi.' -H. C. Yalçın.

93

zehir saçmak

çevreye kötü propaganda yapmak veya insanları olumsuz davranışlara yönlendirmek, tahrik etmek, ortalığı karıştırmak: 'Bunlar, etraflarına mütemadiyen zehir saçmakta ve kendi kuruntularını ancak birtakım garip snopluklarla avutmaya çalışmaktadırlar.' -Y. K. Karaosmanoğlu.

96

zekât vermek

Müslümanlıkta, sahip olunan mal ve paranın kırkta birlik payını sadaka olarak dağıtmak.

98

zembereği boşalmak (boşanmak)

1) zembereği kurulmaz duruma gelmek; 2) mec. kendini tutamayarak uzun uzun ve sesli gülmek.

107

zemberek gibi

birdenbire, aniden: 'Halim zemberek gibi boşanıyor, sağa bir omuz, sola bir omuz, kalabalığı yarıp Korkut'un karşısına dikiliyor.' -A. İlhan.

107