Deyimler

Toplam 11,193 deyim bulundu. Alfabetik sıraya göre listeleniyor.

yüzüne bakmaya kıyamamak

biri çok güzel olmak.

33

yüzüne bir daha bakmamak

darılıp konuşmamak.

45

yüzüne duramamak

dayanamamak, bir isteğe hayır diyememek, kıramamak: 'Aman sayın bayan beni çağırmayınız. Güzel yüzüne duramam, içeri girerim. Girince de...' -M. Ş. Esendal.

50

yüzüne gözüne bulaştırmak

bir işi becerememek, bozmak: 'Onun bu işi nasıl olup da yüzüne gözüne bulaştırdığını bir türlü anlayamadım.' -E. E. Talu.

45

yüzüne gülmek

1) dostmuş gibi görünmek: 'Köylünün yüzüne gülüp arkadan jurnalliyormuş.' -E. Işınsu. 2) dostluk göstermek, ilgi göstermek, alakalanmak: 'Köyde, ondan başka yüzümüze gülen, bize yol gösteren olmadı.' -Ö. Seyfettin. 3) temizliği, yeniliği dolayısıyla ferahlık vermek: 'Banyo, tuvalet, vesair kısımlar, o ne temizlik, o ne genişlik, insanın yüzüne gülen o ne ferahlıktı.' -H. R. Gürpınar.

44

yüzüne kan gelmek

sağlığı yerine gelmek, benzinin solgunluğu geçmek.

46

yüzüne tükürseler yağmur yağıyor sanır

çok arsız ve onursuz kimseler için kullanılan bir söz.

46

yüzüne vurmak (çarpmak)

ayıplayarak kusurunu yüzüne söylemek: 'Bir büyük kabahatim varmış da yüzüme vuracaklarmış gibi açıp okumaktan çekiniyorum.' -A. Gündüz.

56

yüzüne yazmak

hlk. gelinin yüzünü süslemek.

55

yüzünü buruşturmak (ekşitmek)

yüzüne öfke ve hoşnutsuzluk gösteren bir biçim vermek: 'Yüzünü buruşturuyor Fuat, ukalalığından sıyrılıyor, üzüldüğü belli.' -A. Ümit. 'Ağır işler görüp de güler yüzünü ekşitmemeyi ve kimseyi incitmeden yaşamayı analar bu adamlara öğretmeli idiler.' -M. Ş. Esendal.

46

yüzünü duvara yapıştırmak

ilgiyi kesmek: 'Artık anlaşabileceğimizi sanmıyorum, diyerek herifin yüzünü duvara yapıştırıyor Mustafa.' -A. Ümit.

43

yüzünü gören cennetlik

uzun süre görünmeyen kimseler için söylenen bir söz.

44

yüzünü görmemek

1) uzun süre görmemek: 'Yüzünü de gördüğüm yoktu. Kırkyıl da görmesem göreceğim gelmezdi.' -M. Ş. Esendal. 2) gereksinim duyulan bir şeyi özlemek, ona hasret kalmak: Harp içinde kahvenin yüzünü görmedik.

43

yüzünü kara çıkarmak

birini utandırmak.

38

yüzünü karartmak

birine sinirlenerek somurtmak.

41

yüzünü kızartmak (kızdırmak)

onuruna, gururuna önem vermeden bir şey istemek, utançla, utanarak istemek: 'Fakat ben boş ümitle insan avutmanın faydasından ziyade zararına inandığım için çok kere yüzümü kızdırır, açıkça mümkün değil derim.' -R. N. Güntekin.

22

yüzünü şeytan görsün

sevilmeyen bir kimseye karşı duyulan nefreti belirtmek için kullanılan bir söz.

22

yüzünü yere getirmek (geçirmek)

utandırmak, mahcup duruma düşürmek: 'Baban da, olur, demiş, ak sakallı adamın yüzünü yere mi geçireceksin?' -E. Işınsu.

44

yüzünün derisi kalın

utanması, arlanması olmayan.

30

yüzünün derisi yere geçmek

yüzü yere gelmek.

47

yüzünüze güller

hlk. iğrenç bir şey anlatılırken söylenen bir söz: 'Yüzünüze güller, büyüklerin pisliğini temizlemek bile bizde forsla, pistonla oluyor.' -H. Taner.

40

yüzüp yüzüp kuyruğuna gelmek

uzun sürmüş bir işi bitirmek üzere olmak.

50

yüzüstü bırakmak

1) birini yapayalnız, kimsesiz, kötü bir durumda bırakmak: 'Adam yüzüstü bırakıp gidince böyle bir numara çevirip başına kalmayı deniyor anlaşılan.' -E. Bener. 2) bir işi zamanında yapmayıp savsaklamak, olduğu gibi bırakmak, ihmal etmek: 'Evdeki işimi gücümü yüzüstü bıraktım.' -H. R. Gürpınar.

19

yüzüstü kalmak

1) bir iş, zamanında yapılmayıp olduğu gibi bırakılmak: 'Altı hücreyle cümle kapısının taş kemeri, kalın meşe tahtasından kapı kanatları yüzüstü kaldılar.' -K. Tahir. 2) bir iş bitirilmeden bırakılmak.

51

zaaf göstermek

zayıflığı, yeteneksizliği ortaya çıkmak.

17

zaafa düşmek

zaafa kapılmak: 'Korktuğumuzu, zaafa düştüğümüzü hissederlerse, büsbütün üstümüze gelirler.' -A. Kulin.

42

zaafa kapılmak

direnme gücü gösterememek: 'Genç adamı her gördüğünde, zaafa kapılarak bütün hakaretlerini bağışlar olmuştu.' -A. Kulin.

39

zaafa uğramak

eksikliği, yetersizliği belli olmak: 'Hayatımı karartan bir adamı bile teşhiste zaafa uğradım.' -O. Aysu.

23

zabıt tutmak

tutanak düzenlemek: 'Şimdi bir zabıt daha tutsam görev başında memura hakaretten, sülaleni yakarım senin.' -Ç. Altan.

59

zafiyet geçirmek

zayıflayıp iyice kuvvetten düşmek: 'Hastalığı için, ciğerleri zayıf düşmüş, zafiyet geçiriyor, demişlerdi doktorlar.' -A. Kulin.

39