Deyimler

Toplam 11,193 deyim bulundu. Alfabetik sıraya göre listeleniyor.

dibe vurmak

en kötü duruma düşmek.

105

dibek gibi

1) bütün ağırlığıyla: 'Elbette dibek gibi otururuz televizyonun başına.' -M. İzgü. 2) şişmiş; 3) ağır, ağırlaşmış.

111

dibine darı ekmek

bir şeyi sonuna kadar tüketmek, bitirmek: 'Eline geçirince dibine darı ekmeden bırakmazsın.' -R. Ilgaz.

112

dibine kadar

en ince ve gizli noktasına kadar: 'Hakkında söylenti çıkan, derhâl dibine kadar incelenir, ya mahkûm olur ya temize çıkardı.' -A. Boysan.

95

dibini kurcalamak (karıştırmak)

araştırmak, sorup öğrenmek: 'Dibini kurcalıyorsun, ... birkaç merkez dışında Ege üreticisi çoğunluk küçük çiftçi, orta çiftçi!' -A. İlhan.

102

dibini tutmak

pişen yemekler tencerenin dibine yapışmak.

103

didişip durmak

sürekli olarak birbirini hırpalamak: 'Böylece, Serdar'la didişip durmak derdinden de kurtulmuştu.' -T. Buğra.

101

dik dik bakmak

çok sert bir biçimde, sert sert, öfkeli öfkeli bakmak: 'Karşı sıradaki bıyıklı adam gelmiş yanında duruyor, dik dik bakıyordu.' -R. Mağden.

42

diken diken olmak

dik duruma gelmek, dikleşmek: 'Kâhyamın, pos bıyıkları kirpi sırtı gibi diken diken oldu.' -R. H. Karay.

102

diken üstünde oturmak (olmak)

bir yerde tedirginlik duymak: 'O bir yıl içinde diken üstünde otururum o evde; düş kuramam, şiir yazamam.' -M. C. Anday. 'Konuşmaya başladık. Yine kavga ederiz diye diken üstündeyim.' -R. Erduran.

95

dikilip durmak (kalmak)

bir yerde kısa bir süre ayak üstünde durmak: 'Dükkânın önünde bu kadar dikilip kalmasının sebebi de bu olabilirdi.' -O. Aysu.

38

dikine gitmek

kimsenin sözünü dinlemeyerek kendi bildiğini yapmak: 'Öyle fazla dikine gitmek iyi değildir hayatta.' -Ç. Altan.

44

dikiş atmak

yarılan veya yırtılan deriyi dikişle bir araya getirip tutturmak: Kafasına iki dikiş attılar.

97

dikiş tutturamamak

bir işte veya bir yerde herhangi bir sebeple uzun süre kalmamak.

96

dikişini almak

dikilmiş yaranın ipliklerini kesip çıkarmak.

100

dikiz etmek (geçmek)

gözetlemek: 'İsterseniz siz masanın altından dikiz edin ama belli olmasın.' -R. N. Güntekin.

114

dikize almak

gözetlemek: 'Jale ... bilmem ben onu yine yakın dikize almış mıydım?' -S. Birsel.

104

dikkat çekmek

1) ask. 'dikkat' komutunu yüksek sesle söylemek; 2) mec. ilgi toplamak: 'Hangi konudan söz etse dikkati çekecek bir hava veriyor.' -N. Cumalı. 3) mec. göze batmak, fark edilmek.

111

dikkat kesilmek

bütün dikkatini bir şey üzerinde toplamak: 'Naci, dikkat kesilmiş bütün davranışlarımı izliyor.' -A. Ümit.

103

dikkate almak

göz önünde bulundurmak, hesaba katmak, gereğini düşünmek: 'O yüzden annemin sözlerini dikkate almadı.' -A. Kutlu.

97

dikkati calip olmak

dikkati çeken kimse veya şey olmak.

99

dikkatini çekmek

uyarmak.

103

dikkatini çekmemek

birinin ilgisini uyandırmamak: 'Arapça konuşan milletler arasındaki ayrılıklar da onun dikkatini çekmemişti.' -M. Kaplan.

106

dikkatini toplamak

duygu ve düşünceyi bir konu veya yapılan iş üzerinde yoğunlaştırmak: 'Dikkatini topladı, yürüyen insanlara daha bir titizlikle bakmaya başladı.' -O. Aysu.

98

dikte etmek

1) yazdırmak için söylemek: 'Şimdi sana bir mektup dikte edeceğim.' -H. E. Adıvar. 2) mec. birine isteklerini zorla kabul ettirmek.

115

dil (diller) dökmek

kandırmak, inandırmak veya yararlanmak için tatlı sözler söylemek: 'Ninniyi mutlaka söylemesi için ona bir sürü dil döktü.' -O. C. Kaygılı.

112

dil ağız vermemek

ağız dil vermemek: 'Çocuk, hâlâ dil ağız vermeden yatıyordu.' -R. N. Güntekin.

99

dil otu yemek

çok konuşmak: 'Mütemadiyen gülüp söylüyordum. Hacı Kalfanın ellerini dizlerine vurarak: -Dil otu mu yedin be kızım? diye bir gülmesi var ki...' -R. N. Güntekin.

56

dil tutmak

esk. sorguya çekmek için düşman askeri yakalamak.

38

dil uzatmak

bir kimse veya bir şey için kötü söylemek: 'Başka ulusların kabahatleri ne olursa olsun, dost ve düşman bize nasıl dil uzatırlarsa uzatsın...' -T. Halman.

119