Deyimler

Toplam 11,193 deyim bulundu. Alfabetik sıraya göre listeleniyor.

doğduğuna pişman olmak

anasından doğduğuna pişman olmak: 'Doğduğuma pişman olacak kadar sıkıntı çektim.' -H. E. Adıvar.

109

doğru bildiği yoldan ayrılmamak (şaşmamak)

her ne olursa olsun inandığı ilkelere bağlı kalmak: 'Bunları asla yapmayacağımı biliyorsun, su testisi su yolunda kırılır; ben doğru bildiğim yoldan ayrılmayacağım.' -H. Topuz.

123

doğru bulmak

uygun görmek, onamak: Onun yaptıklarını doğru buluyor musunuz?

105

doğru çıkmak

gerçek olduğu anlaşılmak: 'Bu bari doğru çıksaydı, yazarlığıma geçmişte bir ipucu bulacaktım.' -A. Ağaoğlu.

112

doğru doğru dosdoğru

'en doğrusu şudur ki' anlamında kullanılan bir söz: Doğru doğru dosdoğru, bu işi yapan odur.

107

doğru durmak

1) dik durmak; 2) uslu durmak.

112

doğru oturmak

uslu oturmak.

40

doksan kapının ipini çekmek

içinde bulunduğu sorunu çözmek için kapı kapı dolaşmak, birçok yere uğramak.

109

doktor doktor gezmek (dolaşmak)

tedavide çabuk ve kesin sonuç almak ümidiyle birçok doktora başvurmak: 'Çare bulunsun diye az mı ebe kapısı çaldılar, doktor doktor gezdiler?' -A. İlhan.

47

doktora görünmek

muayene olmak.

41

dokunca görmek

zarara uğramak, harap olmak: 'Yangın çıkıp da okul büyük ölçüde dokunca görünce Galatasaray Lisesi buraya taşınmıştır.' -S. Birsel.

110

dokuz ayın çarşambası bir araya gelmek

birçok iş birden ortaya çıkıp sıkışık bir durum yaratmak.

113

dokuz doğurmak

merakla, heyecanla, sabırsızlıkla beklemek: 'Sabahtan beri kamış kökünün içine sığınmış, yüreği ağzında, dokuz doğurarak şahinini bekleyişi...' -Y. Kemal.

111

dokuz körün bir değneği

birçok kimsenin tek yardımcısı, tek dayanağı: 'Dokuz körün bir değneği, işte bir kızımız var.' -R. N. Güntekin.

106

dokuz köyden kovulmuş

geçimsizliği veya başka davranışları yüzünden birçok yerden atılmış.

113

dokuz yorgan eskitmek (paralamak)

çok uzun yaşamak.

108

dolaba girmek (gelmek)

aldatılmak, oyuna gelmek.

44

dolabı bozulmak

1) kurduğu iş düzeni bozulmak; 2) mec. hilesi ortaya çıkmak.

43

dolanıp durmak

sürekli olarak aynı yerde gezinmek: 'Dolap beygirinin en büyük şansı gözlerinin bağlı olmasıdır; böylece aynı çember içinde dolanıp durduğunun farkında olmaz.' -A. Ümit.

45

dolap beygiri gibi dönüp durmak (dolaşmak)

dar bir çevrede hep aynı işi yapmak: 'Bir dolap beygiri gibi dönüp dolaşarak ağaçları, çiçekleri sulardım.' -R. N. Güntekin.

107

dolap çevirmek (döndürmek)

hile ve dalavere ile iş yapmak: 'İleride işler yapmaya, dolaplar çevirmeye başlarsa kendi de bundan istifade edecekti.' -E. E. Talu.

106

dolduruşa gelmek

argo 1) olumsuz yönde yönlendirilmek, kışkırtılmak; 2) biri çeşitli yollarla pohpohlanarak yönlendirilmek, kışkırtılmak, gaza getirilmek.

106

dolduruşa getirmek

argo birini çeşitli yollarla pohpohlayarak yönlendirmek, kışkırtmak, gaza getirmek: 'Kimler dolduruşa getirdi sizleri, kimlere kandınız?' -A. Kulin.

106

dolduruşa kapılmak

dolduruşa gelmek.

43

dolma yutmak

argo kanıp aldanmak.

109

dolmuş yapmak

dolmuşla yolcu taşımak.

97

dolmuşa gelmek (binmek)

dolduruşa gelmek.

43

doludizgin gitmek

1) son hızla koşmak; 2) mec. kendini kaptırıp sürüklenmek: 'Kendimi yalnız sanıyor ve talihin arabasında doludizgin gidiyordum.' -A. H. Tanpınar.

98

dolup taşmak

1) gereğinden çok olmak, gereğinden çok kaplamak: 'Dışarıda bulutsuz bir temmuz göğü, öğle güneşinin yakıcı aydınlığıyla dolup taşıyordu.' -N. Cumalı. 2) çok kalabalık olmak: Millî takımın karşılaşmalarında stadyumlar dolup taşıyor.

111

doluya koydum almadı, boşa koydum dolmadı

içinden çıkılmayan güç bir durum karşısında söylenen bir söz.

103