Deyimler

Toplam 11,193 deyim bulundu. Alfabetik sıraya göre listeleniyor.

dişine göre

1) gücünün yeteceği, altından kalkabileceği bir durumda; 2) uygun, kolay.

102

dişine vurmak

1) ısırmak, dişlemek; 2) mec. değerini anlamak için kontrol etmek: 'Kelimeyi dişimize vurmuşuz, beğenmişiz, saklamışız. Benimsemişiz.' -B. R. Eyuboğlu.

104

dişini sıkmak

darlığa, sıkıntıya dayanmak, katlanmak: 'Hele biraz dişini sık, hepsi yoluna girer.' -R. H. Karay.

46

dişini tırnağına takmak

1) çok büyük güçlüklere, sıkıntılara katlanmak: 'Türk milleti İstiklal Savaşı'nda varlığını dişini tırnağına takarak göstermişti.' -A. Erhat. 2) bütün gücünü kullanmak.

113

dişinin kovuğuna bile gitmemek

yiyecek çok az gelmek.

119

dişleri dökülmek

yaşlanmak, ihtiyarlamak.

102

dişli tırnaklı

saldırıcı olan, sözünü geçiren.

50

dişten tırnaktan artırmak

dişinden tırnağından artırmak: 'Sabah akşam nerde, kimin tarlasında iş varsa gittik, dişten tırnaktan artırdık, zorla üç beş kuruş sahibi olduk.' -N. Cumalı.

119

divan durmak

el pençe divan durmak: 'Araba yürürken karşımda divan durur gibi el pençe duruyor.' -O. C. Kaygılı.

117

divaneye dönmek

çok üzülmek.

115

diyalize girmek

diyaliz makinesine bağlanmak.

104

diyalog kurmak

anlaşma ve uyum sağlayacak yolda karşılıklı konuşmak: 'Kendisiyle diyalog kuramamaktan yakındığımız insan, bazen en yakın çevremizden olabilir.' -H. Taner.

112

diyecek yok

'eleştirilecek bir yanı yok, söz yok' anlamında kullanılan bir söz.

99

diz çökmek

1) dizlerini yere koyarak oturmak: 'Beni dinleyin deyip hemen önümüze diz çöktü.' -S. M. Alus. 2) dize gelmek.

110

dize gelmek

baş eğmek, boyun eğmek.

108

dize getirmek

kendisine karşı geleni yenerek buyruğuna uyacak duruma getirmek: 'Beş yüz sene evvel bahadır babalarımızın sizi dize getirerek zapt ettiği yerleri alamayacaksınız.' -Ö. Seyfettin.

134

dizgin vurmak

dizgin takmak.

98

dizgine gelmek

düzelmek, belli bir disipline ve sisteme girmek: 'Kötülerin pek azı terbiyeye ve dizgine gelebilir.' -T. Buğra.

108

dizginleri (dizginlerini) ele almak

yönetimi eline geçirmek: 'Uykusunun dizginlerini ele almak ve istediği zaman uyanmak.' -P. Safa.

51

dizginleri ele vermek

başkasının yönetimini kabullenmek: 'O koşturmalar yakayı kaptırışın, dizginleri ele verişin açıklamaları gibi geliyordu ona.' -T. Buğra.

129

dizginleri gevşetmek

birinin üzerindeki baskıyı azaltmak.

103

dizginleri koparmak

her türlü bağ ve baskıdan kurtulmak.

59

dizginleri salıvermek

başıboş bırakmak.

113

dizi (dizinin) dibinden ayrılmamak

yanından hiç gitmemek, ayrılmamak: 'Bir nişanlısı var ki hiçbir iş görmez, evden dışarı çıkmaz, kızın dizi dibinden ayrılmaz.' -M. Ş. Esendal.

121

dizini (dizlerini) dövmek

pişmanlık duymak: 'Ne ettik de kaderimizi İngilizlerle Fransızların kaderine bağladık diye dizlerini döven ... amatör diplomatlar.' -Y. K. Karaosmanoğlu.

103

dizleri kesilmek (tutmamak)

dizlerinde derman, güç kalmamak: 'Şuracıktan şuracığa yürüyemedim. Dizlerim kesiliverdi.' -Y. K. Karaosmanoğlu.

110

dizlerine kara su inmek

beklemekten veya yorgunluktan güçsüz kalmak.

105

dizlerinin bağı çözülmek

korkudan ayakta duramayacak duruma gelmek: 'Mengene gibi bir el, cerrahın yakasına yapışınca zavallının dizlerinin bağı çözülecek gibi oldu.' -İ. O. Anar.

87

doğduğuna bin pişman

anasından doğduğuna bin pişman.

115

doğduğuna pişman etmek

anasından doğduğuna pişman etmek.

46