Deyimler

Toplam 11,193 deyim bulundu. Alfabetik sıraya göre listeleniyor.

elle tutulur gözle görülür (dille anlatılır)

çok belirgin, çok açık: 'Sevim'in güzelliği elle tutulur, dille anlatılır makbul bir güzellik değildir.' -R. N. Güntekin.

110

elle tutulur tarafı olmamak

hiçbir değerli yanı olmamak.

106

ellenmiş dillenmiş

iffetsizliği yayılmış (kadın).

113

eller yukarı!

'ellerini kaldırarak teslim ol' anlamında kullanılan bir söz.

111

ellerde gezmek

1) elden ele dolaşmak; 2) mec. el üstünde tutulmak, saygı ve sevgi görmek.

44

elleri (ellerin) dert görmesin

'ellerine sağlık' anlamında kullanılan bir iyi dilek sözü: 'Havluyu geri aldığı zaman, oh rahatladım, ellerin dert görmesin, dediği duyulurdu.' -N. Cumalı.

117

ellerim yanıma gelsin

'Allah canımı alsın ki doğru söylüyorum' anlamında kullanılan bir söz.

38

elma da alma da demesini biliriz

'şartlara göre uygun davranırız' anlamında kullanılan bir söz.

104

elma gibi

kırmızı (yanak).

114

elmas gibi

çok iyi, çok değerli: Elmas gibi kalbi var. Elmas gibi bir çocuk.

117

emanet bırakmak (etmek, vermek)

bir şeyi veya bir kimseyi birine veya bir yere bir süreliğine bırakmak: 'Çocuğu annesine emanet etmeyecek, kendisi bakacaktır.' -A. Kutlu.

112

emdiği (helal) süt haram olmak

herhangi bir isteğinin yapılmamasından sonra ilenmek: 'Altı mikrobun canını daha cehenneme göndermeden gidersem emdiğim helal süt haram olmaz mı?' -H. Taner.

104

emdiği sütü burnundan getirmek

birisine çok sıkıntı çektirmek: 'Bu olanları başka birinden işitecek olursam emdiğin sütü burnundan getiririm.' -B. Günel.

41

eme seme yaramamak

işe yaradığı kabul edilmemek, makbule geçmemek, takdir edilmemek.

43

eme yaramak

işe yaramak, yararlı olmak.

107

emeği geçmek

bir şeyin ortaya çıkması için çalışmış olmak: 'Anneniz, bu kurumun oluşmasında emeği geçmiş belli başlı kişilerdendir.' -E. Atasü.

104

emek çekmek

bir işte çok çalışarak yorulmak.

112

emek harcamak

çaba göstermek.

100

emek vermek

bir şeyin meydana gelmesi için özenle ve çok çalışmak: 'Dirsek çürütüp emek verdiği kitapları, can vermeden can bulunamayacağını ona hiç söylememişti.' -S. Ayverdi.

117

emekliye ayırmak (çıkarmak, çıkartmak)

kanuna göre aylık bağlayarak bir görevliyi görevinden ayırmak: 'Size bir fenalık edebilir, sizi işinizden attırır, vekâlet emrine alır, vakitsiz emekliye çıkartabilir.' -H. Taner.

93

emekliye ayrılmak (çıkmak)

emekli olmak, tekaüde sevk olunmak: 'Sakatlığımı öne sürerek emekliye ayrılmamı isteyebilirim.' -N. F. Kısakürek.

43

emekliye sevk etmek

emekliye ayırmak: 'Bayanı emekliye sevk ederek kendisinin evleneceğini söyledi.' -R. N. Güntekin.

92

emel beslemek

isteği, arzuyu sürekli düşünmek veya güçlendirmek: 'Size karşı güzel bir emel besleyenler için kazanmak lazım, değil mi?' -P. Safa.

35

emeline alet etmek

birini veya bir şeyi kendi istekleri doğrultusunda kullanmak: 'İttihat ve Terakki, ordunun genç subaylarını emellerine alet etmeyi başarmıştı.' -S. Ayverdi.

48

emin olmak

inanmak, güvenmek: 'Onları kimsenin görmediğine emin olunca pervasız konuşmaya başladılar.' -M. Yesari.

103

emir komuta zinciri içinde olmak

herhangi bir işlem en alt rütbe veya makamdan en üst rütbe veya makama doğru gerçekleşmek.

113

emniyet etmek

güvenmek: 'Hele emniyet ettiğim birkaç uyanık arkadaşla bulunduğum zaman bülbül gibi ötüyordum.' -R. N. Güntekin.

102

emretti patrik efendi

alay birinin yersiz bir buyruğuna karşı kullanılan bir söz.

110

emrihak vaki olmak

ölmek: 'Bir emrihak vaki olduğu zaman yerimize oğullarımız geçecek.' -F. F. Tülbentçi.

109

emrine vermek

1) görevlendirmek, atamak; 2) yararlanması için ayırmak: Bu daireyi büro olarak onun emrine verdiler.

98