Deyimler

Toplam 11,193 deyim bulundu. Alfabetik sıraya göre listeleniyor.

emrivaki yapmak

oldu bittiye getirmek.

104

enayiliğine doyma!

iyi niyetle yaptığı bir davranış sonunda zarar gören kimseye söylenen bir söz.

112

endazeyi kaçırmak

fazla abartmak, ölçüyü kaçırmak: 'Endazeyi kaçırmışsındır çancı ustası, dedi, olmayacak bahse sürersin emmi oğlumu.' -K. Bilbaşar.

98

endazeyi şaşırmak

ne yapacağına karar verememek, eli ayağı dolaşmak: 'Biri bu konuda damarına basınca endazeyi şaşırıyor, kendine hükmedemiyordu.' -N. Araz.

102

endişeye düşmek

tasaya kapılmak, kaygılanmak: 'Hatta kilise yetkilileri onun sağlığından endişeye düştüler.' -İ. O. Anar.

96

enfiye çekmek

keyiflenmek amacıyla çürütülmüş tütünden yapılan tozu burna nefes yoluyla almak: 'Gözleri dönmüş bir hâlde kendisini sokağa atar, bol enfiye çekerek akşamlara kadar bir başına dolaşır.' -R. H. Karay.

107

engel çıkarmak

bir işin yapılmasını zorlaştırmak: 'Aslında bütün mesele, düğün için engel çıkarmakta.' -N. Hikmet.

34

engel tanımamak

her türlü zorluğa karşın başarılı olmak: 'Bir gece içinde donanmasını, bir sepet su çiçeği gibi Haliç'e döken, engel tanımaz hareket şevkiyle Fatih.' -N. F. Kısakürek.

90

engin dallardan murt yememek

yükseklerden uçmak, burnu büyük olmak: 'Engin dallardan murt yemezdi. Onun alacağı kız ya çok zengin ya da tanınmış bir aileye mensup olmalıydı.' -O. Kemal.

41

ense kulak yerinde olmak

tkz. 1) iri yarı olmak; 2) kelli felli olmak.

108

ense yapmak

argo hiçbir iş yapmadan yan gelip yatmak.

35

ensesinde boza pişirmek

1) ısıtmak, kızgın duruma getirmek: 'Güneş, bütün gün enselerinde boza pişirmiş, vücutlarının teri mintanlarının üstüne çıkmıştı.' -H. Taner. 2) birini çok üzmek, tedirgin etmek: 'İhtiyarlık kepaze şey... Şimdi çocuk evde ensemde boza pişiriyor.' -R. N. Güntekin. 3) birini bir işi yapıp bitirmesi için sürekli sıkıştırmak.

118

ensesine binmek

birine bir işi yaptırmak için sürekli baskı altında bulundurmak.

108

enseyi karartmak

ümitsizliğe kapılmak, karamsarlığa düşmek.

97

entel takılmak

argo bir süre entel gibi yaşamaya, onların yaptıklarını yapmaya çalışmak.

102

entrika çevirmek

entrika ile amacına ermeye çalışmak, dolap çevirmek: 'Küçük entrikalar çevirmek onları mutlu kılıyorsa ne yapabilirdim?' -A. Ümit.

98

entrikaya kurban gitmek

hileli, dalavereli bir iş sonunda zarara uğramak: 'İşi bu kadar sağlama almış olduğu hâlde, dışarıda entrikaya kurban gidiyormuşçasına ağlamaklı...' -H. Taner.

106

ere gitmek (varmak)

hlk. kadın veya kız evlenmek.

104

ere vermek

kızı evlendirmek: 'Ninesini, kardeşini beslemiş hatta kız kardeşini ere vermişti.' -H. E. Adıvar.

96

ergen olmak

evlenecek çağa girmek.

110

eriyip bitmek

üzüntü ve sıkıntıdan çok zayıflamak: 'O zaman da ben kahır yüzünden eriyip bitmiş olacağım.' -P. Safa.

90

eriyip gitmek

yok olmak: 'Bence her şiir, yazılmasından, basılmasından, eriyip gitmesine kadar dört beş dönemden geçer.' -B. Necatigil.

100

erkân göstermek

yolunu yordamını öğretmek: 'Bize yol aç, erkân göster; yollar aç bize de, biz de adam sırasına girelim.' -K. Korcan.

104

erkek gibi

erkeğe yakışır, erkeğe benzer: Ayşe hanım erkek gibi sesiyle bağırdı.

102

erkekliğe sığmamak

mertliğe, yiğitliğe yakışmamak.

101

erkekliği kesilmek

erkek fizyolojik görevini yerine getirememek: 'Yaşlı imiş ... çoktan erkekliği kesilmiş.' -K. Tahir.

38

erkekliğine yedirememek

mertliğe, yiğitliğe yakıştıramamak: 'Bir kimsesizlik acısı, sevilme, şefkat ihtiyacı içinde ağlıyor; ağlamayı erkekliğine yediremiyordu.' -N. Meriç.

37

erkeklik taslamak

kendini erkek gibi göstermek, erkekçe davranışta bulunmak, kabadayıca davranmak: 'Şuna bak, hem karıdan dayak yer hem de erkeklik taslar.' -Z. Selimoğlu.

99

erketecilik etmek

gözetlemek: 'Hırsızlara erketecilik ettiğini anladı.' -Ö. Seyfettin.

99

erketelik yapmak

gözetlemek: 'Bir kadınla erkeğin buluşmasında erketelik yapmak, pek de onurlu bir iş değildi ne de olsa.' -E. Bener.

95