Deyimler

Toplam 11,193 deyim bulundu. Alfabetik sıraya göre listeleniyor.

ezber etmek

ezberleyerek akılda tutmak.

106

ezber okumak

bir metni veya sözü herhangi bir yere bakmadan bellekte kalan biçimiyle söylemek.

104

ezberden okumak

daha önceden belleğine aldığı için herhangi bir yere bakmadan söylemek.

103

ezberden yapmak

bir yere bakmadan bellekte kalan biçimiyle yapmak.

102

ezbere almak

dikkat etmeden satın almak.

45

ezbere anlatmak

okunan bir şeyi olduğu gibi, bozmadan anlatmak.

95

ezbere bilmek

1) bir yerin her yanını iyice bilmek: 'Buraların altını ezbere bilirim, ezbere.' -S. F. Abasıyanık. 2) bir şeyin bütün niteliklerini çok iyi öğrenmiş olmak: 'Yolun neresi kayalık, neresi kumsal hep ezbere bilirdi.' -Halikarnas Balıkçısı.

98

ezbere iş görmek

incelemeden gelişigüzel yapmak.

110

ezbere konuşmak

bilmeden, aslını arayıp sormadan konuşmak.

104

ezbere yapmak

1) ezberden yapmak; 2) model veya doğa karşısında durmayarak fikirden tasavvur ve tahayyül suretiyle resim yapmak.

37

ezberinde olmak

aklında tutmuş olmak: 'En az yirmi şiiri ezberimdeydi.' -N. Cumalı.

108

eziklik duymak

kendini mahcup hissetmek.

103

ezilip büzülmek

güç bir duruma düşüp davranışlarıyla utandığını belli etmek: 'Etrafındakiler hanımefendiye karşı bir suç işlemiş gibi ezilip büzülüyorlar.' -H. E. Adıvar.

105

ezilmeden yenilmek

başa baş bir karşılaşma çıkararak az farkla yenilmek.

107

ezip büzmek

ezip parçalayarak tamamen değiştirerek kullanılmaz veya anlaşılmaz duruma getirmek: 'Bütün ecnebi kelimeleri ezip büzüp anlaşılmaz hâle getirip öyle kullanıyorlar.' -B. R. Eyuboğlu.

104

eziyet çekmek

zahmet ve sıkıntıya uğramak.

103

eziyet etmek

zahmet ve sıkıntı vermek, canını yakmak: 'Annesine eziyet ettiğine inandığı babasından fazla bahsetmek istemediğini sezdim.' -A. Kabaklı.

102

eziyet vermek

zahmet çektirmek.

98

faaliyet göstermek

1) çalışmak; 2) işler durumda olmak, etkinlik göstermek: 'Casusların en çok faaliyet gösterdikleri liman da burasıydı.' -F. F. Tülbentçi.

121

faaliyete geçmek

1) çalışmaya başlamak, çalışır duruma geçmek, işlemeye başlamak; 2) işler duruma gelmek, etkin duruma gelmek: 'Bir siyasi grup, başka cinsten bir faaliyete geçmiş görünüyordu.' -R. N. Güntekin.

40

faaliyette bulunmak

çalışma içine girmek: 'Sendikalar siyasi amaç güdemezler, siyasi faaliyette bulunamazlar.' -Anayasa.

99

faaliyetten alıkoymak

çalışması durdurulmak, çalışmadan alıkonulmak.

104

faça etmek

serenleri başa veya geriye doğru çevirerek yelkenleri sarmak.

102

façası olmak

havalı, gösterişli olmak.

116

façasını almak (al aşağı etmek)

birini mahcup etmek, bozmak.

115

façuna etmek

sürtünme veya hava olaylarından korumak amacıyla halatı ince iple sarmak.

114

faize yatırmak (vermek)

parasını faizle çoğaltmak için bankaya para yatırmak.

109

faka basmak

aldatılmak, tuzağa düşmek.

114

fakir düşmek

yoksullaşmak.

45

fakir tavuğu tek tek yumurtlar

'destekçisi olmayan, dayanağı olmayan kimsenin işleri yavaş yürür' anlamında kullanılan bir söz.

107