Deyimler

Toplam 11,193 deyim bulundu. Alfabetik sıraya göre listeleniyor.

fakirlik ayıp değil, tembellik ayıp

'yoksulluk utanılacak bir şey değildir, çalışmamak en büyük ayıptır' anlamında kullanılan bir söz.

119

fal açmak (bakmak)

bakla, su, iskambil vb.ne bakarak gelecekte olacak şeyleri anlamaya çalışmak: 'Tutun birer niyet de açayım size birer maydanozlu fal!' -O. C. Kaygılı.

111

fal taşı gibi

iri, büyük: 'Bu elleri güzel, yüzü çirkin delikanlı, ilk defa, gözleri fal taşı gibi açık, ruhundan bir ses koparabildi.' -N. F. Kısakürek.

128

fala bakmak

fal açmak: 'Para ile fala baktığı hâlde geçim sıkıntısından kurtulamıyor.' -R. N. Güntekin.

47

falso çıkmak

bozuk olmak: 'Yüzde beş yüz kâr beklediği bu işlerin alt tarafı falso çıkınca apışmış kalmıştı.' -E. E. Talu.

125

falso vermek

1) bozulmaya yüz tutmak: 'Artık İstanbul'da her şey gevşemiş, falso vermişti.' -Ö. Seyfettin. 2) açık vermek.

102

falso yapmak

yanlış davranışta bulunmak: 'Yeteneksizliğini ortaya koyacak bir falso yapmaktan korkuyordu.' -Ç. Altan.

112

faraş gibi (kadar)

normalinden fazla açılan (ağız).

109

fare çıktığı deliği bilir

'bir kabahate, suça veya gizli işe kalkışan kişi, yakalanacağını anladığında nereye sığınacağını bilir' anlamında kullanılan bir söz.

112

fare deliğe sığmamış, bir de kuyruğuna (kıçına) kabak bağlamış

1) 'yapamayacağı kadar ağır bir işi varken başka bir iş daha yüklenmiş' anlamında kullanılan bir söz; 2) 'kendisi sığıntı durumundayken yanına bir kişi daha almış' anlamında kullanılan bir söz.

119

fare deliği bin altın

'herkesin kaçıp saklanacak bir yer aradığı durumlarda, saklanılacak bir yer bulmak çok güçtür ve o yer çok değerlidir' anlamında kullanılan bir söz.

55

fare düşse başı yarılır

bir yerin boş ve yoksulluk içinde bulunduğunu anlatan bir söz.

109

fareler cirit atmak (oynamak)

bir yerde hiç insan bulunmamak, o yer çok ıssız olmak.

119

fariğ olmak

vazgeçmek, çekilmek, el çekmek.

105

fark atmak

ileri gitmek, çok üstün gelmek.

113

fark etmek

1) görmek, seçmek: 'Boğaz'ın sisle kaplı olduğunu ancak ön güvertede bir yer bulup oturunca fark etmişti.' -A. İlhan. 2) anlamak, sezmek: 'Öç almanın fırsatını yakalamış gibi konuştuğunu fark etti.' -T. Buğra. 3) değişmek, başkalaşmak; 4) ayırt etmek: 'Konuşma kesilmiyor, şimdi yabancı sesleri daha iyi fark etmekteyim.' -R. H. Karay.

118

fark etmez

'önemi yok, etkisi olmaz, değişmez' anlamında kullanılan bir söz.

141

fark gözetmek

ayrı tutmak: 'Siz erkekler ekseriya nikâhlı kadınla nikâhsız kadınlarınız arasında bir fark gözetirsiniz.' -H. C. Yalçın.

105

fark olunmak

1) seçilip ayırt edilmek; 2) anlaşılmak; 3) sezilmek.

45

fark yapmak

üstünlük sağlamak.

102

farkına varmak

gözüne çarpmak, fark etmek, anlamak: 'Bu nedenle karısının gözlerinde biriken öfkenin farkına varmadı.' -L. Tekin.

111

farkında olmak

görülmesi veya bilinmesi gereken şeylerden haberi bulunmak, kavranması gereken bir şeye dikkat etmek: 'Farkında olmadan kendini bir gün bu pis, hastalıklı, cerahatli suyun dibinde bulacaksın.' -P. Safa.

115

fart furt etmek

anlamsız, boş sözlerle böbürlenmek, farta furta etmek.

113

farta furta etmek

fart furt etmek.

108

fartası furtası olmamak

patavatsızca konuşmak.

111

farz etmek

varsaymak: 'Bu bir nevi başkasını yok farz etmek ve sonunda küçümsemek değil midir?' -C. Meriç.

56

farz olmak

yapılması kaçınılmaz olmak: Bunun üzerine, işe bir son vermek farz oldu.

118

farz olunmak

varsayılmak: 'Vapurun kahvecisi Kefalonyalı denilen ve kötü bir insan farz olunan biriydi.' -Y. K. Beyatlı.

98

fasıla vermek

ara vermek, kesmek: 'Birer kart göndererek baş ağrılarından dolayı bu kabullere fasıla verdiğini bildirmişti.' -P. Safa.

113