Deyimler

Toplam 11,193 deyim bulundu. Alfabetik sıraya göre listeleniyor.

hesabı temizlemek

borcunu ödemek.

38

hesabı yok

sayılamayacak kadar çok, sayısız: 'İçtiği kahvenin hesabı yok.' -M. Ş. Esendal.

37

hesabını almak

bir iş sonunda hakkını almak.

95

hesabını bilmek

tutumlu olmak.

102

hesabını görmek

1) alacağını verip ilişiğini kesmek; 2) cezalandırmak; 3) ücretini ödemek: 'Kemeraltı Caddesi'ne varınca arabadan inerek hesabını gördüm.' -H. Z. Uşaklıgil.

99

hesabını kitabını bilmek

tutumlu olmak: 'Ayşe hesabını kitabını bilir, tutumlu bir ev kadınıydı.' -Halikarnas Balıkçısı.

111

hesap açmak

1) gereğinde çekilmek üzere bankaya yatırılan para için işlem yapmak; 2) birine borçlanma imkânı tanımak, kredi açmak.

105

hesap çıkarmak

alacakla vereceği kâğıt üzerinde karşılaştırmak.

93

hesap etmek

1) bir işin kazancıyla giderini karşılaştırarak bir sonuca varmak; 2) düşünmek, tasarlamak.

109

hesap etmek, kitap etmek

bütün ayrıntılarıyla düşünmek.

102

hesap görmek

alacakla vereceği karşılaştırıp ödeşmek: 'Oraya çıkınca hamallara onar kuruştan hesap göreceksin.' -M. Ş. Esendal.

106

hesap kesmek

ilişiğini kesmek: 'Hana gelinceye kadar planını kurmuştu. Odabaşı ile hemen hesabını kesti.' -Ö. Seyfettin.

38

hesap kitap yapmak (etmek)

ayrıntılarıyla hesap edip düşünmek.

102

hesap sormak

1) bir konuda açıklama ve savunma istemek, sorumlu tutmak: 'Bu karanlık işlerin hesabını sorarlar.' -M. Ş. Esendal. 2) birini, birilerini yöntem veya yasa dışı davranışlarından dolayı sorguya çekmek; 3) tehdit ederek uyarmak.

92

hesap tutmak

alışverişle ilgili sayıları bir yere yazmak.

105

hesap vermek (hesabını vermek)

1) bir işin sorumluluğunu yüklenmek: 'Hesap verin bakalım, nerelerde sürtüyordunuz bu saatlere kadar?' -R. N. Güntekin. 2) herhangi bir davranışın sebebini açıklamak, anlatmak: 'Evvela, sana birkaç haftadır mektup yazamayışımın hesabını vereyim.' -R. N. Güntekin.

98

hesaplamak kitaplamak

hesap kitap yapmak: Hesapladım kitapladım, işin içinden bir türlü çıkamadım.

107

hesaplı hareket etmek

ölçülü davranmak.

96

hesapta olmamak

daha önce düşünülen şeylerin dışında olmak.

88

heves etmek

bir şeye karşı istek duymak, eğilimli olmak: 'Birçoklarının bu havaya uydukları ve artık refahlarını devlet kapılarının dışında aramaya heves ettikleri zamanlardı.' -A. Ş. Hisar.

50

hevesi kalmamak

şevki kırılmak, isteği kalmamak.

36

hevesi kursağında (boğazında veya içinde) kalmak

istediği, imrendiği şeyi elde edememek: 'Gazetenin yayını kesildi; çaresiz İzmir'e döndüm fakat hevesim kursağımda kalmıştı.' -A. İlhan. 'Bütün hevesim boğazımda kaldı. Küstüm oturdum.' -N. Meriç.

107

hevesine düşmek

kuvvetle istemek: 'Bir aralık, büyük bir devlet adamı olmak hevesine düştüm.' -M. Ş. Esendal.

45

hevesini almak

istediği, imrendiği şeyi elde ederek ona doymak: 'Oluruna bırak gençtir, derim / Hevesini alsın sokaklardan' -B. Necatigil.

99

hevesini kırmak

1) isteklerini, düşüncelerini engellemek; 2) zevki kaçmak, hevesi kalmamak, şevki kırılmak.

100

hey gidi (hey)

çeşitli duyguları pekiştiren veya özlem ve acınma bildiren bir söz: 'Hey gidi gençlik hey! Unutulmaz günlerdi onlar, Yenikapı'ya, meyhanelere indik mi şöyle bir.' -A. İlhan.

99

heyecan duymak

heyecanlanmak.

98

heyecan vermek

heyecan duymasına sebep olmak: 'Göz kamaştırıcı bir mücevher, kuyumcuya heyecan verir.' -S. Ayverdi.

92

heyecana düşürmek

heyecanlandırmak: 'Adına ve şimdi gördüğüm şahsiyetine zaten hayran olduğum büyük askerin bu alakası beni heyecana düşürmüştü.' -İ. A. Gövsa.

100

heyecana gelmek

heyecanlanmak, heyecan duymak.

114