Deyimler

Toplam 11,193 deyim bulundu. Alfabetik sıraya göre listeleniyor.

hızını alamamak

1) hızla gidişini yavaşlatamamak; 2) mec. öfkesini yenememek, yatışamamak: 'Münakaşa tekrar eski hızını alamayarak biraz sonra söndü.' -R. N. Güntekin.

101

hızını almak

1) şiddetini yenmek, yatışmak: Fırtına hızını aldı. 2) yavaşlamak, hızını yitirmek.

37

hızını kaybetmek (yitirmek)

etkisini, geçerliliğini yitirmek, hükmü kalmamak: 'Güneş hızını kaybedince bu yapışkan su donar, yapraklar ellenebilir, toplanabilir duruma gelir.' -N. Cumalı.

45

hızlı yaşamak

eğlenceye aşırı düşkün olarak yaşamak: 'Bu hızlı yaşamaya elli iki yıl dayanabilmişti ancak!' -Y. Z. Ortaç.

101

hicap duymak (etmek)

utanmak: 'Kalem aldın kaşlarını çatmaya / Hicap ettim adın sual etmeye' -Dadaloğlu.

36

hiç de

kesinlikle, katiyen: Dersleri hiç de iyi değil.

97

hiç değil

asla, kesinlikle: -Küçük tıpkı dedesi. -Hiç değil.

44

hiç değilse (olmazsa)

1) önemli olmasa bile, başka bir şey olmasa bile: 'Bu mahluk hiç değilse hep aynı noktada dönüp dolaştığının farkında değil.' -Y. K. Karaosmanoğlu. 2) en azından: 'Hiç değilse bir gazetemiz, bizim fikirlerimizle taban tabana zıt olacaktır.' -N. F. Kısakürek. 3) bari: 'İnsan hiç olmazsa arada bir uğrar / Böyle ihmalci değildin önceleri' -B. Necatigil.

99

hiç mi hiç

kesinlikle: 'İstanbul'a tayinimi yaptırdım, hiç mi hiç karışmadılar.' -E. Işınsu.

109

hiçe saymak (indirgemek)

önemsememek, önem vermemek: 'Oyun kurallarını hiçe saymak, tiyatro gerçeğini bile bile bozmak da seyirci üzerinde güldürücü bir etki yapar.' -M. And.

104

hidayete ermek

1) Müslüman olmak, İslam dinini kabul etmek: 'Önce onu sünnet ettirmiş, hidayete erdiği için adını da Hadi koymuş ve konağına almış.' -Y. Z. Ortaç. 2) gerçeği görüp kabullenmek, aklı başına gelmek: 'Bizim gibi nice avareler burada hidayete ermişlerdir.' -R. N. Güntekin.

67

hiddete kapılmak

öfkelenmek, kızmak.

37

hiddetten kudurmak

çok öfkelenmek, aşırı derecede kızmak: 'Hele sokakta yüksek sesle gülenler olursa kendisiyle eğleniyorlar sanarak hiddetten kuduruyordu.' -R. N. Güntekin.

104

hilal gibi

ince ve düzgün (kaş).

93

hile hurda bilmemek

aldatma yollarını bilmemek.

107

hile yapmak

1) aldatmak: 'Yarışmaların eski tadı kalmadı Sabri Bey, binbir türlü hile yapıyorlar.' -A. İlhan. 2) çıkar sağlamak amacıyla bir şeyin saflığını bozmak, değersiz bir şey karıştırmak.

109

hilesi hurdası yok

'yalanı dolanı yok' anlamında kullanılan bir söz.

35

himaye görmek

biri tarafından korunmak, kayırılmak, gözetilmek.

41

himayesine almak

koruyucusu olmak, korumak.

96

hindi gibi kabarmak

gururlanmak, kurumlanmak, büyüklük taslamak.

44

hisse almak

1) zarara uğramak: 'İstanbul kahvelerinde bu sıkıntıdan en büyük hisseyi alan sanatkârlarımızdandır.' -B. R. Eyuboğlu. 2) ders çıkarmak.

100

hisse kapmak

bir olaydan yararlı bir öğüt çıkarmak.

113

hissine (hislerine) kapılmak

duygusal davranmak: 'Ona mantık ve kıyaslarını yaparken, hissine ve taassubuna kapılmamasını tavsiye edecektim.' -Ö. Seyfettin.

101

hissini vermek

gibi gelmek, ... izlenimini uyandırmak: 'Ağlıyor, yırtınıyor, dövünüyor fakat adamakıllı yuvarlanmaya başladığım hissini veren bu hâlden silkinemiyorum.' -N. F. Kısakürek.

104

hitam bulmak

sona ermek, bitmek.

36

hitam vermek

bitirmek.

105

hizaya gelmek

tkz. davranışlarını düzeltmek, yola gelmek: 'Ha şöyle, dedi, içinden, adam ol da biraz hizaya gel.' -H. Taner.

47

hizaya getirmek

birinin davranışlarını düzeltmek, yola getirmek: 'Bir defada sözü, beni meslek hayatımda hizaya getiren uyarmalardan biri olmuştur.' -B. R. Eyuboğlu.

100

hizmet etmek

1) iş görmek, çalışmak; 2) mec. birinin amaçlarının gerçekleşmesini sağlamak: 'Bu davaya en iyi hizmet etmiş olan benim.' -A. Erhat.

111

hizmet görmek

birisinden yardım almak: 'Değil kendisine hizmet etmeye, kendisinden herhangi bir hizmet görmeye bile tahammül edemeyeceği bir insana '-Ne istiyorsunuz?' demek yok.' -S. F. Abasıyanık.

120