Deyimler

Toplam 11,193 deyim bulundu. Alfabetik sıraya göre listeleniyor.

kabadayılık taslamak

kabadayı gibi davranmaya, kabadayı gibi görünmeye çalışmak: 'Kaçanın arkasından kabadayılık taslamak pek ayıp olur.' -A. Gündüz.

98

kabahat işlemek (etmek)

suç olacak, kusur sayılacak bir iş yapmak: 'Bu kabahati işlemiş, bu akşam tütsüyü, şerbeti unutmuştum.' -H. R. Gürpınar.

89

kabahati (birinde) bulmak (aramak)

bir kusur, suç aramak: 'O, atı kızdırıyor, çileden çıkarıyor diye, bütün kabahati seyisinde buluyordu.' -A. Ş. Hisar.

99

kabahati (birine, bir şeye) yüklemek

işlediği bir suçu başkasının üzerine atmak: 'Bu işte kabahati sobaya yüklemek lazım geliyor.' -S. F. Abasıyanık.

100

kabak (birinin) başına (başında) patlamak

birçok kimsenin ilgili olduğu bir olaydan, yalnızca bir kimse zarar veya ceza görmek: 'Kendi yarın cehennem olur gider, kabak bizim başımıza patlar.' -R. N. Güntekin.

102

kabak çıkmak

ham çıkmak.

96

kabak çiçeği gibi açılmak

utangaçlıktan çabucak sıyrılarak aşırı ölçüde serbest davranmak: 'Komşular, kabak çiçeği gibi açıldı, ne malmış meğer diyorlardı.' -R. H. Karay.

128

kabak gibi

tüysüz, çıplak, her tarafı açık.

96

kabak tadı vermek

aşırı tekrarlanması, sürdürülmesi yüzünden bir şeyden doygunluk, yorgunluk veya bıkkınlık duyarak onu istemez duruma gelmek.

92

kabakulak olmak

kabakulak hastalığına yakalanmak: Ahmet kabakulak oldu, üç hafta evden dışarıya çıkamadı.

98

kabasını almak

1) biçim verilecek bir maddenin gereksiz yerlerini gidermek; 2) bir yeri veya bir şeyi gelişigüzel, üstünkörü temizlemek.

92

kabına sığmamak

duygularına engel olamayıp taşkın davranışlarda bulunmak: 'Aynı yazar bu kabına sığamayan oyuncunun el, kol, yüz kıpırtılarını da şöyle dile getirir.' -S. Birsel.

108

kâbına varamamak

değerce birinden pek aşağı olmak.

101

kabine çekilmek

Bakanlar Kurulu görevini bırakmak.

98

kabine düşmek

Bakanlar Kurulu herhangi bir sebeple görevini bırakmak zorunda kalmak.

98

kabir azabı çekmek

1) İslam inancına göre öldükten sonra mezarda azap çekmek: 'Kabir azabı çeken ölülerin inlemelerini ibretle dinlediler.' -İ. O. Anar. 2) mec. çok sıkılmak, üzülmek.

101

kabuğu dışına çıkmak

içinde bulunduğu ortam veya durumdan ayrılmak.

95

kabuğuna çekilmek

dışarısı ile olan ilişkilerini kesmek, kimse ile görüşmemek: 'Arkadaşı, hükûmet aleyhine konuşmaya başlayınca Fuat kabuğuna çekilmek lüzumunu duyar ve başını önüne eğip susmasını bilirdi.' -Y. K. Karaosmanoğlu.

106

kabuğunu çatlatmak (kırmak)

içinde bulunduğu güç, olumsuz veya kötü durumdan kurtulup rahatlamak.

110

kabuk bağlamak (tutmak)

üstünde kabuk oluşturmak, kabuklanmak: 'Hani, insanın bir yerinde bir çıban çıkar da kabuk tutar.' -B. Felek.

108

kabuk gibi

sağlam, sert (kumaş).

106

kabuksuz yumurtlatmak

bir işi ivedilikle yaptırıp eksik kalmasına yol açmak.

98

kabul görmek

kabul edilmek, onaylanmak.

100

kâbus basmak (çökmek)

1) kötü rüya görmek; 2) büyük sıkıntı, korku duymak.

97

kâbus görmek

1) korkulu rüya görmek; 2) büyük sıkıntı, korku duymak.

91

kaç baharın yoğurdunu yemek

çok yaşamak, ömrü uzun olmak: 'Hacı Kalfa kaç baharın yoğurdunu yemiştir, bilirsin sen?' -R. N. Güntekin.

103

kaç para eder?

'değeri nedir?' anlamında kullanılan bir söz.

98

kaç parça olayım!

'birçok iş karşısında, hangi birine yetişeyim!' anlamında kullanılan bir söz.

105