Deyimler

Toplam 11,193 deyim bulundu. Alfabetik sıraya göre listeleniyor.

karşı karşıya gelmek

1) birden karşılaşmak: 'Nihayet bir defa, gene dereden köye doğru giderken karşı karşıya gelmeyeyim mi?' -Y. K. Karaosmanoğlu. 2) zıtlaşmak.

32

karşı karşıya olmak

yüz yüze gelmek: 'Az sonra, şairin çok şairane bir hayretiyle karşı karşıyayız.' -C. Meriç.

81

karşı koymak

boyun eğmemek: 'Yabancının bu kötü kastına yalnız azmimizle karşı koyduk.' -R. E. Ünaydın.

79

karşı olmak

birine veya bir düşünceye katılmamak, karşıt olmak.

77

karşılık vermek

1) küçük büyüğüne karşı gelmek; 2) cevap vermek, yanıt vermek: 'Haşarı oğlan bu ağzı bozuk kadına şöyle karşılık veriyordu.' -O. C. Kaygılı.

91

karşılıkta bulunmak

cevap vermek: 'Bunun üzerine Refet Paşa kahkahalarla gülerek bana şöyle bir karşılıkta bulunmuştu.' -Y. K. Karaosmanoğlu.

72

karşısına dikilmek

1) birinin karşısında durmak: 'Sizi bucak bucak arayan ölüm, nihayet izinizi bulup karşınıza dikildi mi?' -A. N. Asya. 2) karşıt olmak: 'Bütün arkadaşlar yarın ele ele vererek karşınıza dikilirler.' -H. Topuz. 3) engel olmak.

75

kart basmak

işçiler iş yerine giriş ve çıkışta gelip gittiklerini bir makine aracılığıyla belirtmek.

76

kart çıkarmak

sp. hakem kural dışı hareket eden oyuncuya cezalandırma amacı ile sarı veya kırmızı kart göstermek.

27

kasavet çekmek

üzülmek, tasalanmak: 'Dövüşen yiğitler de boyanır kana / Kasavet mi çeker seni doğuran ana' -Halk türküsü.

75

kasavet etmek

üzülmek, kaygılanmak.

76

kasayı devretmek

işletmelerde nöbetleşe çalışan kasadarlar kasa mevcudunu birbirine aktarmak.

78

kasım kasım kasılmak

gururlanmak, büyüklük taslamak, büyüklenmek.

78

kasıp kavurmak

1) baskı yaparak veya kıyıcı davranışlarla bir topluluğu ezmek, zulmetmek: 'Karaköy civarını kasıp kavuran iki serseri çocuğu enselerinden yakalayıp huzuruna getirmiştim.' -Y. K. Karaosmanoğlu. 2) çok zarar vermek, mahvetmek: 'Derhâl asabi, ince, deli sesi çınlamaya başlar, etrafı kasıp kavurur ve kıyametleri koparırdı.' -A. Ş. Hisar. 3) çok etkilemek, hüküm sürmek: 'Dışarıda ortalığı kasıp kavuran bir ayaz vardı.' -C. Uçuk.

76

kaskatı kesilmek

aşırı coşku, soğuk, korku, üzüntü vb. etkisiyle hareket edemeyecek, bir şey söylemeyecek duruma gelmek, donup kalmak: 'Kaskatı kesilmiş vücudu, suyun hafif akıntısına uyarak yavaş yavaş uzaklaştı.' -R. N. Güntekin.

75

kasvet basmak (çökmek)

çok sıkılmak, içi daralmak: 'Gündüzün bu saatinde, tiyatroya ağır bir kasvet çökmüş.' -P. Safa.

33

kasvet vermek

sıkıntı vermek.

32

kaş göz etmek

kaş ve göz işaretleriyle bir şey anlatmaya çalışmak.

89

kaş göz işareti yapmak

kaş ve gözle bir şeyler anlatmak, dikkat çekmek: 'Murat Bey konuşurken bana kaş göz işaretleri yapıyor, bir yandan da kahkahalarla gülüyor.' -R. N. Güntekin.

79

kaş yapayım derken (yaparken) göz çıkartmak (çıkarmak)

işi düzelteyim derken büsbütün bozmak.

49

kaş yıkmak

kaş çatmak: 'El yanında yıkar gider kaşını / Tenhalarda gülüşünü sevdiğim' -Ruhsati.

79

kaşı (kaşları) çatılmak

öfkelenmek, kızmak: 'Babam kaşları çatılmış, başını sallayarak izliyor bizi.' -A. Ümit.

82

kaşık atmak (çalmak)

iştahla veya çabuk yemek.

75

kaşık kadar

çok küçük: Hastalanınca yüzü kaşık kadar kaldı.

78

kaşık sallamak

yemek yemek: 'Gençler tarhana aşına kaşık salladılar.' -N. Araz.

72

kaşıkla verip kepçeyle geri almak

yaptığı bir iyiliğin acısını çıkarırcasına davranmak.

76

kaşıkla yedirip sapıyla (gözünü) çıkartmak

yaptığı bir iyiliği hiçe indirecek kötülükte bulunmak.

79

kaşını gözünü eğmek

kızgın bir durumdayken kaş çatmak.

81

kaşının altında gözün var dememek

gözünün üstünde kaşın var dememek.

77

kaşla göz arasında

kimsenin sezmesine imkân vermeyecek kadar kısa bir zaman içinde, çok çabuk: 'Kuzum, kaşla göz arasında ne zaman geldin ve ne zaman kaybettin paranı?' -N. F. Kısakürek.

86