Deyimler

Toplam 11,193 deyim bulundu. Alfabetik sıraya göre listeleniyor.

kaygı vermek

endişelendirmek.

106

kayık yanaştırmak

bir konuya veya soruna yavaş yavaş girmek.

37

kayıp vermek

ulus, toplum, kuruluş vb. değerli bireylerini yitirmek: 'Bizim yokuş son iki yılda çok kayıp vermişti. Cemal Nadir bu kayıpların en büyüğüydü.' -Y. Z. Ortaç.

34

kayıplara karışmak

bulunduğu yerden ayrılıp gitmek, gittiği yeri bildirmemek, görünmez olmak: 'Şu yeşil bu mor derken bizim futbol sevgisi gene kayıplara karıştı.' -B. R. Eyuboğlu.

102

kayış gibi

1) sert, koparılmayan: Kayış gibi et. 2) çok kirli: Kayış gibi çamaşır.

41

kayıt altına girmek

1) bir şey yapmaya zorlanmak: Ben kayıt altına giremem. 2) davranışları sınırlandırılmak.

34

kayıt koymak

engellemek, sınırlamak, takyit etmek: 'Kanun ... kamuoyunun serbestçe oluşmasını engelleyici kayıtlar koyamaz.' -Anayasa.

38

kayıtsız kalmak

önem vermemek, umursamamak: 'Halk, nice silik insanların en yüksek mertebelere çıkmasına kayıtsız kalır.' -Y. K. Beyatlı.

107

kayıtsız olmak

1) kaydedilmemiş veya yazıya geçirilmemiş olmak; 2) mec. ilgisiz, umursamaz, önem vermeyen durumda bulunmak: 'Ev sahipleri misafirlerini tanıştırmakta pek kayıtsız olduklarından ben kendimi kıza tanıttım.' -M. Ş. Esendal.

108

kaymak bağlamak (tutmak)

sütün veya bir sıvının üzerinde kaymak oluşmak, kaymaklanmak.

105

kaymak gibi

1) bembeyaz ve pürüzsüz; 2) tadı güzel ve yumuşak: 'Patlıcan kızartması, pilav, bir de koca kâse kaymak gibi yoğurttan oluşan yemeğimizi yedik.' -H. R. Gürpınar.

131

kaynağını (bir şeyden) almak

bir esasa veya desteğe dayandırmak: 'Hiçbir kimse veya organ kaynağını Anayasa'dan almayan bir devlet yetkisi kullanamaz.' -Anayasa.

104

kaynak yapmak

1) iki metal veya yapay parçayı ısı yoluyla birleştirmek; 2) mec. sırayı beklemeden başkalarının hakkını alarak mevcut sıranın ön taraflarına girmek.

99

kaynanalık taslamak

kaynana gibi davranmak: 'Hani kayınvalidem olsa, canım yanmayacak ama bana sürekli kaynanalık taslayan hanım, kocamın anası bile değil.' -A. Kulin.

88

kaza atlatmak

kaza tehlikesi geçirmek.

37

kaza geçirmek

can ve mal kaybına veya zararına neden olan kötü bir olayla karşılaşmak.

97

kazan kaldırmak (devirmek)

tar. 1) yeniçeriler yemek pişirilen kazanı devirerek ayaklanmak, isyan etmek: 'İkide birde kazan deviren yeniçerilerin dışında askerlikte talim ve terbiye esaslarına göre Avrupai bir nizam ile askerliğimizin ihdası pek hayırlı olmuştu.' -A. Ş. Hisar. 2) mec. yöneticinin bir tutumuna karşı hep birden ayaklanmak, isyan etmek.

102

kazançlı çıkmak

kazanmak: 'Yarıştan kazançlı çıkmak için hasmının kayıplarına karşı duyarsız kalmak zorunludur.' -İ. Özel.

96

kazaya bırakmak

din b. 1) namazı vaktinde kılmayarak daha sonra kılmak için ertelemek: 'Bu yaşa geldim, Allah'a bin şükür, namazımı kazaya bırakmadım.' -H. R. Gürpınar. 2) orucu vaktinde tutmayarak daha sonra tutmak için ertelemek.

98

kazaya kalmak

din b. 1) namaz, vaktinde kılınamamak: 'Osman, kazaya kalan namazını daha ziyade geciktirmeden korkarak ayağa kalktı.' -R. H. Karay. 2) oruç, vaktinde tutulamamak.

94

kazaya rıza göstermek

1) yargıya, verilen hükümlere boyun eğmek; 2) kadere, alın yazısına boyun eğmek.

97

kazaya uğramak

kaza geçirmek.

92

kazdığı çukura (kuyuya) kendisi düşmek

başkası için hazırladığı kötülüğe kendi uğramak.

43

kazı koz anlamak

söylenen şeyi çok yanlış anlamak.

100

kazığa vurmak

esk. bir kimseyi yere dikilmiş ucu sivri bir kazığa oturtarak öldürmek: 'Münasebetsizliklerine mukabele edeni ihtimal kazığa vuracak, derisini yüzecek, akla gelmedik kaba bir vahşetle öldürecekti.' -Ö. Seyfettin.

89

kazık atmak

aldatmak, kazıklamak: 'Bütün ilişkileri birilerine kazık atmak üzerine kurulu.' -A. Ümit.

104

kazık dikmek

devamlı kalmak, ebediyen yaşamak: 'Dünyaya kim kazık dikecek?' -Ö. Seyfettin.

96

kazık gibi

dimdik ve sert: 'Kara, kuru, kibirli, kazık gibi bir kadın, komutan Muhsin Bey, bunun neresini beğenmiş?' -H. E. Adıvar.

101

kazık kadar

tkz. kocaman (kimse).

97

kazık yemek

aldatılmak, kazıklanmak: 'O levhayı görünce istediği parayı verip afiyetle kazığı yiyerek çıkarsın.' -H. R. Gürpınar.

104