Deyimler

Toplam 11,193 deyim bulundu. Alfabetik sıraya göre listeleniyor.

kendine gel!

tkz. 'aklını başına topla' anlamında kullanılan bir uyarma sözü.

98

kendine gelmek

1) ayılmak: 'Üzerine soğuk su dökülen sarhoş adam kendine geldiğinde sade kahve ona zorla içirildi.' -İ. O. Anar. 2) aklı başına gelmek: 'Sonunda kendine gelen İnce Memed hemen abasını soyundu.' -Y. Kemal. 3) durumu düzelmek.

97

kendine hisse çıkarmak

ders almak: 'Siz niçin bundan kendinize hisse çıkarmıyorsunuz?' -Ö. Seyfettin.

96

kendine kıymak

kendini öldürmek: 'Eğer sefirler gelip bana istifa teklif ederlerse ben de aleyhimde bulunanları mahvederim, sonra da kendime kıyarım.' -A. Rasim.

107

kendine mal etmek

1) benimsemek veya saymak: 'Fakat hiçbir taraf beni kendine mal edemiyordu.' -H. Taner. 2) başkasının yaptığı işi kendisi yapmış gibi göstermek.

99

kendine yedirememek

1) başkasının kendisine yaptığı işi, onur kırıcı sayarak tepki ile karşılamak; 2) kendisinin başkasına yapması söz konusu olan işi, kişiliği için onur kırıcı saydığından yapmamak.

104

kendine yontmak

çıkan her fırsattan yararlanarak hep kendi çıkarını sağlamak.

107

kendini (birini) temize çıkarmak (çıkartmak)

huk. aklandırmak: 'Sonra kendini büsbütün temize çıkartmak için üstünün ve eşyasının aranmasını istedi.' -R. N. Güntekin.

42

kendini (kapıp) koyuvermek

kendine özen göstermemek, kötümser olmak: 'Belki de benim başkasıyla evlenip gidişim üzerine hayattan soğudu, kendini koyuverdi.' -H. Taner.

40

kendini ağır (ağırdan) satmak

1) nazlanmak, gönülsüz davranmak: 'Kız kendisini ağır satmakta devam ediyor.' -R. H. Karay. 2) huylarını yavaş yavaş ortaya koymak: 'Müdüre göre idareci biraz çatkın olacak yani oldukça ağırdan satacak kendini.' -K. Korcan.

108

kendini alamamak

istemeyerek bir işi yapma durumuna girmek: 'Yabancı memurların karşısında bir çocuk gibi yaramazlık etmekten kendimi alamıyordum.' -R. N. Güntekin.

102

kendini aşağı görmek

kendini başkalarından değersiz görmek: 'Onun perişan kalbine ölümden beter bir felç illetini, kendini aşağı görme ukdesini yerleştirmiştir.' -N. F. Kısakürek.

91

kendini ateşe atmak

bile bile tehlikeli bir işe girişmek: Kendinizi ateşe atıyorsunuz

95

kendini avutmak

oyalanmak: 'Para kazanamadığın için para kazananları hor görüp alaya alarak kendini avutuyor olmalısın.' -H. Taner.

105

kendini beğendirmek

başkalarına hoş, iyi, yetenekli görünmek: 'Kendini kibar okuyucularına beğendirebilmek için çok çalışmak zorundadır.' -C. Meriç.

32

kendini beğenmek

başkalarını küçümseyerek kendini üstün görmek.

29

kendini bırakmak

1) kendine özen göstermemek: 'Artık kendini bırakmak zorunda görünür gibi olan amcasının huzurundan çıktılar.' -N. F. Kısakürek. 2) çevre ile ilgisini keserek yalnız bir konuyla uğraşmak: 'O hayalleri kuran da o hatıralara kendini bırakan da bugünkü ben değil miyim?' -N. Ataç. 3) gevşek, rahat bir biçimde kalmak: 'Pencere kenarında, uzun bir mindere kendini bıraktı, gözlerini kapadı, öylece kaldı.' -P. Safa.

28

kendini bilmek

1) aklı ve muhakemesi yerinde olmak; 2) baliğ olmak; 3) ağırbaşlı olmak; 4) kendinin ve çevresinin bilincine varmak; 5) durum ve onuruna yakışacak biçimde davranmak.

110

kendini bir şey sanmak

kendini olduğundan çok değerli görmek.

46

kendini bir yerde bulmak

farkında olmadan bir yere ulaşmış olmak: 'Hacı Arif Efendi bu kıyametin içinde yarım saat boşluktan sonra kendini bir bostanın içinde buldu.' -Y. K. Karaosmanoğlu.

93

kendini bulmak

1) kişilik kazanmak; 2) maddi ve manevi konularda durumunu düzeltmek; 3) kendine gelmek: 'Kendini, çiğ ve yakıcı ışık çerçevesi içinde bulur bulmaz, ter boğmasına uğradı.' -A. İlhan.

117

kendini dağıtmak

1) farklı işlerle aynı anda uğraşmaktan kötü durumda olmak: 'Kendini böyle sağa sola dağıttıkça tadına varılmaz bir mutluluk, esenlik duyuyordu' -Halikarnas Balıkçısı. 2) ne yaptığını bilmeyecek kadar içip kendinden geçmek: 'Onlar benim dostlarım, kendimi onların yanında dağıtmış olmam çok vahim değil.' -A. Kulin.

103

kendini dev aynasında görmek

kendini olduğundan çok üstün görmek.

48

kendini dinlemek

1) hastalık kuruntusu içinde bulunmak; 2) yalnız, sakin kalmak.

35

kendini dirhem dirhem satmak

1) çok nazlı davranmak, ağırdan almak: 'Hâl böyleyken yine de bilmeyenlere karşı kendini dirhem dirhem satar.' -H. Taner. 2) özelliklerini azar azar ortaya koymak.

46

kendini düşünmek

daima kendi çıkarını kollamak, bencil davranmak: 'Ne diye herkes bu kadar rahatını sever, kendini düşünür?' -N. Cumalı.

94

kendini ele vermek

yaptığı bir davranış veya söylediği bir sözle kendi suçunu ortaya çıkarmak: 'Çünkü âdeta kendimi ele vermiştim.' -H. E. Adıvar.

38

kendini fasulye gibi nimetten saymak

tkz. kendini çok önemli biri gibi görmek.

105

kendini göstermek

1) beğenilecek niteliklerini ortaya koymak: 'Hadi susmayın, gösterin kendinizi bakalım!' -N. Cumalı. 2) ortaya çıkmak, belirmek: 'Babam aylığını alamadığı günlerde aç kalmak korkusu da kendini gösteriyordu.' -M. Ş. Esendal. 3) sp. pas alabilmek için boş alana kaçmak.

104

kendini harap etmek

sıkıntı veya üzüntüden perişan olmak: 'Daha burada kendini harap edersen yukarılarda ne halt edeceksin?' -R. N. Güntekin.

115