Deyimler

Toplam 11,193 deyim bulundu. Alfabetik sıraya göre listeleniyor.

kendini hissettirmek

varlığını belli etmek.

96

kendini kapının dışında bulmak

kovulmak, işten atılmak, bir yerden istenmeden uzaklaştırılmak: 'Bir gazeteci gelsin de bizden bir haber alsın. Haberi veren ertesi günü kendini kapının dışında bulurdu.' -M. Ş. Esendal.

107

kendini kaptırmak

1) bir şeyin etkisinden kurtulamayacak duruma düşmek: 'Kendini genç yaşında rakıya kaptırdı, çok sürmedi, sonunda perişan oldu.' -O. C. Kaygılı. 2) uğraşmaya başladığı bir işten kendini kurtaramamak.

44

kendini kaybetmek

1) bayılmak: 'Zavallı korkudan kendini kaybetmiş.' -Y. K. Karaosmanoğlu. 2) aşırı duygulanma dolayısıyla çevrede olup bitenin farkına varamamak: 'Org inledikçe yavaş yavaş kendimi kaybediyor, ağır bir rüya içine gömülmeye başlıyordum.' -R. N. Güntekin.

44

kendini matah sanmak

kendini olduğundan daha fazla değerli kabul etmek: 'Bunu kendini matah sanmış bir Batılı aydın olmanın kefareti olarak yaptığını söylemiş.' -H. Taner.

43

kendini naza çekmek

istekli olduğu hâlde yapmacıklı davranışlarla isteksiz gibi davranmak.

111

kendini paralamak

çok çaba ve özen göstermek: 'Çoğunlukla üniversite diploması alabilmek uğruna kendini paralayan bir gençlikle karşı karşıyayız.' -A. Cemal.

108

kendini satmak

1) kendisinde olmayan iyi nitelikleri varmış gibi göstermek; 2) para karşılığı erkeklerle birlikte olmak.

105

kendini sıkmak

kendini zorlamak, çaba göstermek: 'Ben kendimi sıkarak istidadımdan daha çok şen görünmeye çalışıyordum.' -Ö. Seyfettin.

105

kendini sıyıramamak

kurtulamamak: 'Düşünen filozof yeryüzü yaşamasına sımsıkı bağlı bu maddeci görüşten sıyıramıyor kendini.' -A. Erhat.

105

kendini sokağa (dışarı) atmak

sıkıntıdan dolayı rahatlamak amacıyla açık havaya çıkmak.

51

kendini tartmak

ne durumda olduğunu öğrenmek için kendini yoklamak.

99

kendini toparlamak (toplamak)

1) herhangi bir konuda eskiden kötü olan durumunu düzeltmek: 'Bir zamanlar benim de onların arasında bulunduğumu söyleyecek gibi oluyor fakat hemen kendimi toparlıyordum.' -Ö. Seyfettin. 2) bir konuda dikkatini yoğunlaştırmak: 'Tanıdığı hastanelerden birini tarif etmek için tekrar kendini toplamaya çalıştı.' -P. Safa. 3) sağlığına kavuşmak: 'Geçen sene bir buçuk şişe içti, biraz kendini toparladı.' -M. Ş. Esendal. 4) çeki düzen vermek: 'Seyfi, derhâl kendini topluyor ve hürmetle eğilerek uzaktan başıyla kadına bir selam veriyor, kadın mukabele ediyor.' -E. M. Karakurt.

114

kendini tutamamak

1) bir durum karşısında sessiz ve heyecansız kalamamak: 'Böyle bir taksim, bir gazel dinleyenler arasında, coşarak, kendilerini tutamayarak ağlayanlar az mıydı?' -A. Ş. Hisar. 2) kendine hâkim olamamak.

104

kendini tutmak

1) kendine hâkim olmak: 'Benim zevcemi görseniz dünyanın en güzel kadını olduğunu tasdik edeceksiniz diye haykırmak ister, zorla kendimi tutardım.' -Ö. Seyfettin. 2) dayanmak, sabretmek.

103

kendini yemek

açığa vurmadan gizli gizli üzülmek: 'Bu borcun altından nasıl kalkacağım diye kendini yiyip durmuştu.' -Y. K. Karaosmanoğlu.

35

kendini yiyip bitirmek

kendi kendini yemek: 'Üzülmek ne kelime efendiciğim, kendimi yiyip bitiriyorum.' -Y. K. Karaosmanoğlu.

110

kendini yoklamak

duygu, düşünce ve beden bakımından kontrol etmek: 'Terbiye öğretmenimden öğrendiğim usullerle kendimi uzun uzun yokluyorum.' -R. N. Güntekin.

103

kene gibi yapışmak

istenmediği hâlde birinin peşini bırakmamak, yakasını bırakmamak.

109

kenet etmek

kenetle birbirine bağlamak.

53

kenet gibi yapışmak

çok yakın dost olmak, sıkı fıkı olmak: 'Bu mevsimde kızlar ikişer, üçer kişilik gruplara ayrılır ve birbirlerine kenet gibi yapışırlardı.' -R. N. Güntekin.

104

kepaze etmek

utanılacak bir duruma düşürmek: 'Onu kepaze etmek için bu rolü vermişlerdi.' -S. F. Abasıyanık.

109

kepaze olmak

gülünç veya utanılacak duruma düşmek: 'Halka, gençliğe ve basına kepaze oldu.' -N. F. Kısakürek.

103

kepçe gibi

kanat gibi öne doğru açılmış (kulak).

99

kepenk kapatmak

çalışamaz duruma gelmek: 'Belediye çavuşu yanında jandarma onbaşısı, çarşıyı dolaşmış, esnafa kepenk kapattırmıştır.' -T. Buğra.

99

kepenkleri indirmek

işi tatil etmek.

103

keramet buyurdunuz (keramette bulundunuz)

'çok doğru söylediniz, çok güzel yaptınız' anlamında kullanılan bir söz.

107

kerameti kendinden menkul

sahip olduğu nitelikleri kendisi söyleyen: 'Kerameti kendinden menkul şeyhler gibi bu armağanlar onların eksik olan kabiliyetlerinin bir çeşit icazeti oluyor.' -H. Taner.

105

keramette bulunmak

doğaüstü olaylar ortaya koymak.

104

kerem buyurun (eyleyin)

'izin verin, beni dinleyin' anlamında kullanılan bir nezaket sözü.

99