Deyimler

Toplam 11,193 deyim bulundu. Alfabetik sıraya göre listeleniyor.

kocaya kaçmak

kız ailesinin izni olmadan ve nikâhlanmadan bir erkekle kaçmak: 'Büyük kızı kocaya kaçtığı zaman küçükleri on iki dönüm tarlanın hakkından gelecek kadar yetişkindiler.' -N. Cumalı.

92

kocaya varmak

kız, kadın evlenmek: 'On üç yaşındayken altmış altı yaşında bir kocaya vardığı için izdivaç denen şeyden nefret etmişti.' -Ö. Seyfettin.

94

kocaya vermek

kız veya kadını evlendirmek.

100

koçan bağlamak

mısırda koçan oluşmak.

34

kodese tıkmak

cezaevine sokmak: 'Belki kodese tıkarlar, hazır olsun.' -S. F. Abasıyanık.

33

kodesi boylamak

cezaevine girmek.

90

kof çıkmak

bir kimsenin bilgisiz, değersiz, işe yaramaz biri olduğu anlaşılmak.

104

kokusu çıkmak

gizli tutulan bir iş anlaşılmak: 'Bir yerden kokusu çıkarsa baban vasıtasıyla önlemek isteyecekler.' -S. Ali.

38

kokusunu (koku) almak (duymak)

1) bir nesnenin kokusunu algılamak: 'Yaz yağmuru yağdığı vakit burada toprağın güzel kokusunu duymak mümkündür.' -M. Ş. Esendal. 2) mec. gizli tutulan bir şeyi sezmek: 'Yılların gazetecisisin oğlum, iyi haberin kokusunu kilometrelerce uzaktan alırsın.' -A. Ümit.

97

kol atmak

1) bitkinin gövdesinden ayrılan bir dal bir yöne uzanmak; 2) mec. çevreye yayılmak, genişlemek, ulaşmak, uzanmak.

105

kol gezmek

1) güvenlik amacıyla dolaşmak: 'Bunlar şehir subaşısının adamları, dizdarlardı. Kol geziyorlardı.' -Ö. Seyfettin. 2) dolaşmak: 'İnsanı üşütmeyen, ılık gezginci bir yağmur bulutu ağır ağır kol geziyordu.' -T. Dursun K. 3) mec. kötü durum ve davranışlar çokça olmak: 'Bazı ülkelerde sansürün kol gezdiği görülüyor.' -A. Kabaklı.

109

kol uzatmak

yayılmak, ulaşmak.

42

kol vermek

destek olmak.

100

kol vurmak

dolaşmak.

34

kola çıkmak

hırsız, polis vb. faaliyete geçmek, işe başlamak: 'Polis düdükleriyle yeniden fırladım. Meğer hırsızlar kola çıkmış.' -R. Akyavaş.

37

kolaçan etmek

1) çevrede olup biteni anlamak amacıyla dolaşmak: 'Çevremizi bir kolaçan edelim hele nerde olduğumuzu iyice anlayalım.' -T. Oflazoğlu. 2) bir şeye öğrenmek amacıyla kısaca bakmak, göz atmak.

90

kolayı var

çaresi var.

110

kolayını bulmak

kolay bir biçimde yapma yolunu bulmak: 'Lakin erler onu da yakalamanın kolayını bulmuşlardı.' -A. N. Asya.

99

kolları kopmak

ağır bir şey taşımaktan veya çok iş yapmaktan yorulmak.

102

kolları sıvamak

bir iş yapmaya güçlü bir biçimde, istekle hazırlanmak: 'Selami de kolları paçaları sıvayıp Ali Naci'nin yardımına koşmuştu.' -Y. Z. Ortaç.

116

kollarını sallaya sallaya gelmek

hiçbir şey getirmeden gelmek.

100

kollarının arasına almak

kucaklamak: 'Beni kollarının arasına alıyor, saçlarımı okşuyor.' -H. Z. Uşaklıgil.

100

kolpoya düşmek (gelmek)

oyuna gelmek.

100

koltuğa girmek

evlenmek: 'Nihayet sonbaharın yağmurlu, serin bir günü koltuğa giriyorum.' -Ö. Seyfettin.

96

koltuğu doldurmak

aldığı görevi tam olarak başarabilecek yetenekte bulunmak: 'Ercüment, memurluk hayatında her oturduğu koltuğu doldurmuş...' -Y. Z. Ortaç.

91

koltuğuna girmek

koltuğunun altına sığınmak.

97

koltuğunun altına sığınmak

birinin koruyuculuğuna sığınmak: 'Ben de aç duracak değilim ya! Bizim orada senin gibi bir ağa yok ki koltuğunun altına sığınalım.' -M. Ş. Esendal.

92

koltuk çıkmak

desteklemek.

61

koltuk değneği olmak

birine, yaptığı uygunsuz işlerde destek sağlamak.

99

koltukları kabarmak

kendine veya yakınlarına yapılan övgüden kıvanç duymak: 'Memnun oldu, koltukları kabardı, sevinçle gözlerimin içine baktı.' -E. İ. Benice.

100