Deyimler

Toplam 11,193 deyim bulundu. Alfabetik sıraya göre listeleniyor.

koparıp atmak

1) koparmak; 2) mec. ilgisini kesmek, önem vermemek: 'Sana karşı içimde iki katlı bir ana yüreği var. İşte onu koparıp atamıyorum.' -Ö. Seyfettin.

97

kopup gelmek

uzak bir yerden ayrılarak gelmek.

95

kopya çekmek

genellikle yazılı sınavlarda soruları cevaplamak için bir kaynağa gizlice bakmak: 'En bildiği derste bile kopya çeker, çekmezse hasta olur, deliye döner.' -H. Taner.

101

kopya vermek

sınavda sorulara cevap vermesi için bir kimseye gizlice yardımda bulunmak: 'Lisede de başkalarına kopya verirken yakalanır, ikmale kalırdın.' -N. Hikmet.

97

kor dökmek

yanınca dayanıklı kor durumuna girmek.

95

kor gibi

kıpkırmızı, ateş gibi.

107

kor gibi yanmak

1) çok parlamak: 'Gözleri kor gibi yanan ve bir ölüden daha sarı olan diğer bir yaralı yatıyordu.' -Y. K. Karaosmanoğlu. 2) büyük üzüntü çekmek.

88

kordon altına almak

bir yere giriş çıkışı önlemek için o yeri görevlilerce korumak.

112

korktuğu başına gelmek

düşünülen kötü durum gerçekleşmek: 'Korktuğu başına gelmiş ve o koskoca Nahit Bey ipin ucunu kaçırarak dillere destan olmuştu.' -T. Buğra.

35

korktuğuna uğramak

korktuğu başına gelmek.

90

korku düşmek

endişelenmek, korkmak: 'Bir korku düştü canıma acep nola benim hâlim / Derman olmaz ise bana acep nola benim hâlim?' -Yunus Emre.

36

korku saçmak

herkesi korkutmak.

98

korkudan çıldırmak

aşırı korku yüzünden aklını yitirmek, delirmek: 'Yoksa çocuk, etrafını saran hayaletlerin dehşeti karşısında mutlaka korkudan çıldırırdı.' -R. N. Güntekin.

88

korkusundan altına etmek (kaçırmak, yapmak)

çok korktuğunda idrarını veya dışkısını kaçırmak.

106

korkuya kapılmak

korku düşmek.

42

korkuya kesmek

korkmak: 'Ürkek ürkek dolaşıyordu evin içinde. Tepeden tırnağa korkuya kesmişti.' -Y. Kemal.

104

korumaya almak

tehlikede olduğu düşünülen bir kimseyi veya eseri saldırılardan korumak üzere önlem almak.

96

korunma görmek

anlayış veya hoşgörü ile karşılanmak: 'Hiçbir düşünce ve mülahazanın ... Atatürk milliyetçiliği, ilke ve inkılapları ve medeniyetçiliğinin karşısında korunma göremeyeceği...' -Anayasa.

88

koşu koparmak

hızla koşuvermek, çabucak atılıp gitmek: 'Sonra elinde boş tasla çeşmeye doğru bir koşu koparıyor.' -R. N. Güntekin.

100

koşun bağlamak

koşun durumuna girmek, saf tutmak.

98

kova olmak

çok gol yemek.

99

koyduğum yerde otluyor

tkz. uzun süredir hiçbir ilerleme göstermeyenler için söylenen bir söz: 'Sen de koyduğum yerde otluyorsun, bir şey bilmiyorsun.' -H. R. Gürpınar.

98

koydunsa bul

arandığı hâlde bulunamayan şeyler veya bulunması gereken yerde bulunmayan kimseler için kullanılan bir söz: 'Gündüz olsun gece olsun, iki dakikalık bir fırsat buldu mu Allah'a ısmarladık, sütnineyi koydunsa bul!' -R. N. Güntekin.

95

koynunda yılan beslemek

bir yakınından ihanet görmek.

114

koyu koyu düşünmek

uzun uzun veya derin derin düşünmek: 'Nereye gideceğimi, ne yapacağımı koyu koyu düşünmeye başladığım güne kadar silah elimden düşmemiştir.' -R. N. Güntekin.

96

koyun gibi

1) budala, şaşkın; 2) karar ve davranışlarında başkasına bağımlı olan, başkasına uyan: 'Bizim damat da sessiz sedasız, koyun gibi adam.' -A. Ümit.

40

koyun kaval dinler gibi dinlemek

hiçbir şey anlamadan dinlemek: 'Kafa göz yara yara Hüsn ü Aşk'ı okuyor, hayranları da koyun kaval dinler gibi dinliyorlardı.' -A. H. Çelebi.

45

koz kırmak

1) oyunda elindeki kozlardan birini kullanmak; 2) mec. yanlış tutum içinde bulunmak: 'Zavallının iratlarında oturan kiracılarla uğraşarak kırmadığı koz, çevirmediği dolap kalmıyordu.' -Ö. Seyfettin.

105

koz vermek

imkân tanımak, elverişli durum sağlamak.

120

koza çekmek

kozayı temizleyip ayıklamak: 'Pamuk ırgatları alaçıkların önüne oturmuşlar, koza çekiyorlardı.' -Y. Kemal.

106