Deyimler

Toplam 11,193 deyim bulundu. Alfabetik sıraya göre listeleniyor.

kramp girmek

kasılmak.

98

kredisi düşmek

güvenilirliği, saygınlığı yitmek.

92

kriz geçirmek

1) bir organda birdenbire fizyolojik değişiklik olmak. 2) mec. bunalım içinde bulunmak.

97

kubur sıkmak

silah atmak, tabanca sıkmak: 'Oğlum, ben karanlığa kubur sıkmam.' -H. R. Gürpınar.

46

kucağına düşmek

düşman, felaket, sefalet vb. kötü şeylerin veya durumların içine düşmek, onlarla karşılaşmak.

107

kucağına kurulmak

kucağına oturmak.

106

kucağında bulmak

beklemediği bir durumla karşı karşıya kalmak.

38

kucaktan kucağa dolaşmak (gezmek)

kadın, pek çok kişiyle yasal olmayan ilişkide bulunmak.

110

kuğu gibi

ince uzun, narin (boyun).

41

kukla gibi

1) ufak tefek, çelimsiz; 2) kişiliksiz.

110

kukumav kuşu gibi

tek başına, kimsesiz: 'Çıkmış, kukumav gibi oraya tünemiş!' -A. İlhan.

43

kukumav kuşu gibi düşünüp durmak

çok üzüntülü bir durumda düşünmek.

117

kul etmek

kendine aşırı derecede bağlamak, boyun eğdirmek: 'Nasıl sevebilirse üç gönül bir tek gülü / Sen de güzelliğine kul edersin üç gönlü' -F. N. Çamlıbel.

104

kula kul olmak

bir kimsenin buyruğu altında bulunmak.

110

kulağı (bir şeyde) olmak

dikkatini bir şeye vermek.

42

kulağı (kulakları) çınlasın

konuşulan yerde bulunmayan, sevilen biri anıldığında söylenen bir söz: Kulağı çınlasın, bizim arkadaş öyle derdi.

43

kulağı ağır işitmek

kulağı iyi işitmemek.

39

kulağı dikilmek

konuşulanları dinlemek için dikkat kesilmek: 'Şimdi kulakları, seslerimize dikilmiş bir köpek gibi yatıyordu.' -S. F. Abasıyanık.

100

kulağı duvar olmak

sağır olmak: 'Kulakları duvar olan ihtiyarla avaz avaz ilişki kurmaya üşenmişler.' -H. Taner.

110

kulağı kirişte olmak

söylenecek sözü, gelecek haberi sabırsızlıkla beklemek: 'Eski bekçiler ... mahalleyi kollamalı, kim hastadır, kim yatalaktır, kim yüzünü Hazret'e çevirmiş, kimin gözü toprağa bakıyor, bunları bilmeli, kulağı kirişte olmalı.' -R. Akyavaş.

110

kulağı okşamak

kulağa hoş gelmek.

41

kulağı ters taraftan göstermek

kolay yolu varken bir işi daha zor ve uzun yollar kullanarak yapmak: 'Tahkike mahkike, kulağı ters taraftan göstermeye ne lüzum var?' -S. M. Alus.

108

kulağına çalınmak

başkasına söylenirken kendisi de duymuş olmak: 'Bu gürültüler arasında Vildan'ın bağırarak ve daha ziyade kıymet vererek telaffuz ettiği bazı kelimeler, cümleler kulağıma çalınıyordu.' -P. Safa.

40

kulağına çarpmak

duyulmak: 'Barın kalabalığı, hareketliliği, çalgısı ve dumanı içinde ortaya atılan bu söz, tam bir isabetle geldi, Ahmet Samim'in kulağına çarptı.' -Y. K. Karaosmanoğlu.

41

kulağına fısıldamak

çok alçak ve hafif bir ses tonuyla kulağına eğilip bir şeyler söylemek: 'Evet biliyorum, bunlar kulağına fısıldadılar değil mi?' -A. Ağaoğlu.

103

kulağına gelmek

1) kulağına çalınmak; 2) duymak.

124

kulağına girmemek

söylenilen sözlere önem vermemek, söylenenleri anlamamak, benimsememek.

114

kulağına gitmek

duymak: 'Olup bitenler kulağına gitse onlardan önce çarkıma okur ya neyse.' -M. Seyda.

106

kulağına inanmamak

duyduklarının doğruluğundan şüphe etmek: 'Kulaklarıma inanamıyordum, bu kadar narin, bu kadar nahif bir vücutta böyle bir ruh...' -Ö. Seyfettin.

112

kulağına kar suyu kaçırmak

dolaylı olarak duyurmak.

46