Deyimler

Toplam 11,193 deyim bulundu. Alfabetik sıraya göre listeleniyor.

kulağına kar suyu kaçmak

bir duyum almak.

47

kulağına koymak (sokmak)

bir duruma veya söze hazırlamak için önceden kısaca anlatmak, düşünce aşılamak, telkin etmek: 'Bunu Bayram ağanın kulağına koydular.' -H. E. Adıvar.

44

kulağına küpe olmak (etmek)

başa gelen bir durumdan alınan dersi unutmamak: 'Bu sözümü kulağına küpe et kızım!' -R. N. Güntekin.

125

kulağına söylemek

fısıldamak.

50

kulağını açmak

dikkatle dinlemek.

100

kulak (kulağını) tırmalamak

kulağı rahatsız etmek: 'Evde kimse yoktu sözü kulağını tırmaladı.' -M. Ş. Esendal.

99

kulak arkası (ardı) etmek

dikkate almamak, göz önünde tutmamak: 'Bazıları hava kirlenmesinde olduğu gibi bu eleştirileri kulak ardı ediyorlar.' -H. Taner.

40

kulak asmak

önem vermek, dinlemek: 'Bunların sözlerine ne diye kulak asıyor, ona göre yapacağın işi kestiriyorsun?' -M. Ş. Esendal.

120

kulak kabartmak

belli etmemeye çalışarak dinlemek.

115

kulak kesilmek

büyük bir dikkatle dinlemek: 'Çok kızgın bir fikir çarpışmasının üzerine gelmişim, kulak kesildim.' -İ. H. Baltacıoğlu.

110

kulak kıvırmak

domatesin olgunlaşmasını sağlamak için işlem yapmak.

117

kulak misafiri olmak

yanında konuşulanları konuşmaya katılmadan dinlemek: 'Her önünden geçtiğim insanın söylediklerine kulak misafiri oluyorum.' -O. V. Kanık.

54

kulak tutmak

dinlemek, işitmek istemek.

107

kulak vermek

merak edip dinlemek, işitmeye çalışmak: 'Eğil de kulak ver, bu sessiz yığın / Bir vatan kalbinin attığı yerdir' -N. H. Onan.

54

kulakları dolmak

aynı şeyi dinlemekten usanmak.

104

kulakları paslanmak

çoktan beri müzik dinlememiş olmak.

116

kulakları patlatmak

Gürültüyle rahatsız etmek: 'Kulakları patlatan bir ses bütün ormanı, bütün kuşları, bütün dünyayı susturdu.' -M. Ş. Esendal.

103

kulaklarını dikmek

hayvan dikkat kesilmek.

104

kulaklarının pasını gidermek

çoktan beri dinlememişken müzik dinlemek.

39

kulis yapmak

1) herhangi bir toplulukta oturumlar dışında gizli çalışmalar yapmak; 2) bir amaca ulaşabilmek için ilgili kişiler arasında özel çalışma yapmak.

39

kulp takmak

bir kimseyi, bir şeyi kusurlu göstermek için bahane, kusur bulmak: 'Başa çıkılmaz kötülerle, her meziyete kulp takarlar.' -C. Meriç.

106

kulpunu bulmak

yapılacak uygunsuz bir iş için, yasallığı tartışılabilecek bir çözüm yolu bulmak: 'Öbür seferler arkasında Servet Bey vardı; bir kulpunu bulur, uzattırıverirdi mühletleri.' -Y. K. Karaosmanoğlu.

111

kuluçka olmak

dişi kuş yumurtaya yatma zamanı gelmek.

107

kuluçkaya oturmak (yatmak)

genellikle dişi kuş yavru çıkarmak için yumurtaların üzerine yatmak.

110

kulun atmak

kısrak veya eşek yavru düşürmek.

64

kulunç girmek

bir organda veya vücut bölgesinde birdenbire veya şiddetli sancı oluşmak, tutulmak: 'Ayağıma fena kulunç girdi diye topallayarak onları takip etti.' -B. Felek.

96

kulunç kırmak

ağrıyan yeri ovmak.

113

kum dökmek

idrar yoluyla böbreklerde oluşan kum taneciklerini vücuttan atmak.

95

kum gibi

pek çok.

49