Deyimler

Toplam 11,193 deyim bulundu. Alfabetik sıraya göre listeleniyor.

mahcup kalmak

utanmış olmak: 'Bu tekdir karşısında mahcup kalmak şöyle dursun, geniş geniş güldü.' -H. R. Gürpınar.

103

mahkeme açmak

mahkemede dava açmak.

103

mahkemeye düşmek

mahkemelik olmak: 'Korkma, ona zırnık vermem. İcap ederse mahkemeye düşeriz.' -Y. K. Karaosmanoğlu.

105

mahkemeye vermek

dava açmak.

109

mahsur kalmak

1) bir yerden çıkamamak; 2) kuşatılmak, sarılmak, çevrilmek.

103

mahşer gibi

çok kalabalık.

107

mahzur doğurmak

ortaya engel çıkarmak, sakınca yaratmak: 'Ne gibi mahzurlar doğurabileceğini görmemezlikten gelmek mümkün değildi.' -Y. K. Karaosmanoğlu.

40

mahzur görmek

sakıncalı bulmak.

118

makara çekmek

ötücü kuşlar sürekli ötmek.

105

makara gibi

aralıksız (konuşma).

106

makaraları koyuvermek (zapt edememek, salıvermek)

tkz. kendini tutamayarak kahkahayla gülmeye başlamak: 'Dersin ciddiliğine bakmadan koyuverdik makaraları.' -A. İlhan.

110

makas almak

argo yanağı orta parmak ile işaret parmağı arasına alıp sıkıştırmak, makaslamak.

48

makas değiştirmek

1) tren yönünü değiştirmek; 2) mec. tuttuğu yol ve yöntemden vazgeçip başka bir yöne yönelmek.

108

makas vurmak

makasla kesmek.

43

makbule geçmek

çok beğenilmek, hoşa gitmek, işe yaramak: 'O vakit o kış kıyamette / Ne kadar makbule geçer tatlı' -B. Necatigil.

53

makine çekmek

dikiş makinesinde dikmek.

102

makine gibi

çok çabuk, art arda, aynı biçimde yapılan veya olan.

107

makine gibi adam

düzgün, çok ve çabuk iş çıkaran adam.

107

makineli tüfek gibi

çok hızlı, birbiri ardınca: Makineli tüfek gibi konuşuyor.

103

makineyi bozmak

şaka motoru bozmak.

45

maksat gütmek

bir işi yaparken gizli amaç beslemek: 'Hiçbir maksat gütmeyerek yaptığım bu ufak tefek hizmetler boşa gitti.' -R. N. Güntekin.

106

maksat hasıl olmak

amaca ulaşılmak, amaç gerçekleşmek: 'İmzanın arkasına saklanan adam dost, düşman her kim olursa olsun maksat hasıl olmuştu.' -H. R. Gürpınar.

135

maktul düşmek (olmak)

vurulup ölmek, öldürülmek, katledilmek.

115

mal bulmuş Mağribî gibi

'büyük bir zenginliğe kavuşmuşçasına büyük sevinç ve coşku ile' anlamında kullanılan bir söz: 'Başka bir gazeteci olsa bu fırsata mal bulmuş Mağribî gibi atlardı.' -H. Taner.

44

mal etmek

1) bir değer karşılığında sahip olmak: 'Sen şimdilik buna karşılık diyeceksin ki dün yüze mal ettiğin arsaları bine, bine olanları on binlere sattın.' -Y. K. Karaosmanoğlu. 2) kendi malı, eseri, buluşu gibi benimsemek veya saymak: 'Nereden, kimden almış olursak olalım, bin yıldır onu kendimize mal etmişiz, benimsemişiz.' -N. Ataç. 3) yüklemek, ait olduğunu göstermek: 'Başkalarından kazandığı iki çocuğu da bu zengin ihtiyara mal ederek mirasa sokacak.' -H. R. Gürpınar.

114

mal kaldırmak

ürün elde etmek: 'Kendisi şu kadarcık tarla sayesinde ancak akşamları bir kaşık sıcak çorba içecek kadar mal kaldırabiliyor.' -N. Nâzım.

108

mal kapatmak

para karşılığında herhangi bir üretim alanındaki verimin sırf kendisine ayrılmasını sağlamak.

109

mal meydanda

bir işin gizli bir yönünün olmadığını belirten bir söz.

112

mal olmak

1) bir şeye bir değer karşılığında sahip olmak: Bu kitap bana yirmi liraya mal oldu. 2) bir iş, bir davranış sonucu zarara uğramak: 'Babamın hayatta iken en çok sevdiği yemek, bütün bir senenin tasarrufuna mal olsa da o gece mutlaka pişerdi.' -K. Bilbaşar. 3) bir yeri, bir şeyi benimsenmek: 'Gerçi Meclisimebusandaki bağımsızlarla hizipçiler henüz tamamıyla bu partiye mal olmamışlardı.' -Y. K. Karaosmanoğlu.

48

mal yapmak

servet sahibi olmak.

111