Deyimler

Toplam 11,193 deyim bulundu. Alfabetik sıraya göre listeleniyor.

meydana çıkmak

1) ortaya çıkmak, görünmek: 'İşte Galip, böyle bir muhitte herkesi şaşırtan büyük bir kabiliyetle meydana çıkıverdi.' -A. H. Çelebi. 2) belli olmak: 'Şafak serinliği içinde onun yükselmesini seyrederken ilk tahminimizde yanılmadığımız meydana çıktı.' -H. S. Tanrıöver. 3) yetişmek, büyümek: 'Altınyaprak Şirketi bizim son ekmek kapımızdı, bundan sonra iş bulabileceğim şüpheli, kardeşlerim daha meydana çıkmış sayılmaz.' -R. N. Güntekin.

31

meydana dökmek

hepsini sergilemek, ortaya dökmek.

42

meydana düşmek

bir iş yapmak için kendini ortaya atmak.

110

meydana gelmek

1) olmak, oluşmak: 'Kum tanelerinden meydana gelen yazıları okumaya çalışan Bünyamin bir hayli zorlandı.' -İ. O. Anar. 2) ortaya çıkmak: 'Müspet ve realist ilmî araştırmaların meydana gelebilmesi için istatistik bir zarurettir.' -N. Hikmet.

106

meydana getirmek

olmasını sağlamak, oluşturmak: 'Yaşlandıkça gençleşen bir adam yalnız verdiği eserlerden değil bundan sonra meydana getireceklerinden dolayı mühimdir.' -İ. A. Gövsa.

111

meydana koymak

yapıp ortaya çıkarmak, göstermek.

107

meydana vurmak

belli etmek, ortaya çıkarmak: 'Beşikten beri ruhlarına akıtılan düşmanlığı meydana vurmak için tam fırsatı bulmuşlardı.' -Ö. Seyfettin.

102

meydanda bırakmak

1) açıkta, evsiz barksız bırakmak; 2) ortada, herkesin gözü önünde bırakmak.

44

meydanı (birine veya bir şeye) bırakmak

1) savunduğu şeyden vazgeçmek: 'Çok güzel görünen bir şey var ki o da iki tarafın da meydanı bırakıp kaçmamalarıdır.' -M. Ş. Esendal. 2) yarışmadan çekilmek.

45

meydanı boş bulmak

kendisini engelleyecek kimse görmeyerek aşırı davranışlarda bulunmak.

41

meyil vermek

1) eğiklik sağlamak; 2) mec. ilgi göstermek, gönül vermek: 'Her dilbere meyil verme / Ya sevilir ya sevilmez' -Erzurumlu Emrah.

38

meyve almak

1) ürün elde etmek; 2) mec. yarar elde etmek.

104

meyve vermek

1) ürün vermek; 2) mec. bir eser ortaya çıkarmak.

100

meyveye durmak

meyve verecek duruma gelmek: 'Oğlu Hakan'ın doğduğu yıl meyveye duran dut, en doğurgan dönemindeydi.' -M. Uyguner.

105

mezada çıkarmak (koymak)

açık artırma yoluyla bir malı satışa çıkarmak: 'Nesi var nesi yoksa toplar, buraya getirir, mezada koyardı.' -M. Ş. Esendal.

108

mezardan çıkarmak

bir kimseyi ölümden kurtarmak.

39

mezarını kazmak

kötülüğünü istemek, kötü duruma düşürmek için uğraşmak.

108

mıncığı çıkmak

ezilerek içi dışına çıkmak.

105

mır mır etmek

1) 'mırıldanma' sesi çıkarmak; 2) kendi kendine söylenip durmak.

98

mırın kırın etmek

bir isteği yerine getirmemek için çeşitli sebepler ileri sürmek, nazlanmak: 'Sorulsa, nasıl bir hayatı seviyorsun, diye, mırın kırın eder, hiçbir şey anlaşılmaz.' -A. Boysan.

111

mısır püskülü gibi

seyrek, ince ve cansız (saç).

108

mışıl mışıl uyumak

rahat, sessiz ve derin soluk alarak uyumak.

104

miadı dolmak

bir şeyin kullanım süresi bitmek, eskimek.

103

miadı gelmek

zamanı gelmek: 'Bakkalın veresiyeyi kestiği bir gün, artık bu işin miadı geldiğine kanaat ederek satış hususunda ısrar edecek olmuş.' -A. Ş. Hisar.

101

mide bulandırmak

1) kusacak bir duruma getirmek: 'Dibinde, kıyılmış kertenkele ve yılan parçaları varmış gibi midesini bulandırmıştı.' -P. Safa. 2) mec. kuşkulandırmak.

102

mide fesadına uğramak

çok ve çeşitli yiyecekler yemekten midesi bozulmak.

106

midesi almamak (kaldırmamak, kabul etmemek, götürmemek)

1) hastalık, tiksinme vb. sebeplerle bir şeyi yiyememek; 2) mec. çirkin bir şey karşısında huzursuz olmak, rahatı kaçmak.

116

midesi bulanmak

1) kusacak gibi olmak; 2) mec. iğrenmek, tiksinmek; 3) mec. kuşkulanmak, işkillenmek; 4) mec. huzursuz olmak, rahatı kaçıp tedirgin olmak, hoşlanmamak: 'Bu rahatlık, bolluk, ferahlık havasına esir ticareti, sömürgecilik gibi kokular karışınca insanın midesi bulanıyor.' -B. R. Eyuboğlu.

39

midesi ekşimek (kaynamak, yanmak)

yeni yenilmiş yiyeceklerden ötürü midede rahatsızlık duymak: 'Şu midesi ekşimese hayat da ekşimeyecek onun için, ama ne yapsın?' -N. F. Kısakürek.

41

midesi ezilmek (kazınmak)

açlık duymak.

104