Deyimler

Toplam 11,193 deyim bulundu. Alfabetik sıraya göre listeleniyor.

mideye indirmek

1) yemek içmek; 2) mec. haksız yere, kanunsuz olarak para kazanmak.

108

mideye oturmak

yenilen şey sindirilmeyip mideye rahatsızlık vermek.

38

mideyi bastırmak

hafif şeyler yiyerek açlığını gidermek.

36

mihenge vurmak

denemek.

114

mihnet çekmek

sıkıntılı bir duruma katlanmak, sıkıntı çekmek.

29

mikrofona koymak

hikâye, roman, oyun vb. eserleri radyo için elverişli duruma getirip yayımlamak.

103

mikroskop altına koymak (almak)

en ince noktasına kadar araştırmak, didik didik edip incelemek: 'Başkalarını nasıl mikroskop altına koydunsa kendini de öylece koy!' -H. E. Adıvar.

43

mil yapmak

yol yapmak.

111

milim oynamamak

1) ölçüsüne tam olarak uygun düşmek; 2) hiç kıpırdamamak.

50

milim şaşmamak

tam denk düşmek.

103

mim koymak (yapıştırmak)

1) unutulmaması için işaret koymak; 2) önemli bularak üstünde ısrarla durmak: 'Bu lafıma mim koy, dedi, Sabri Bey.' -A. İlhan.

111

minare gibi

çok uzun.

39

minder çürütmek

1) işsiz, güçsüz oturmak; 2) bir yerde uzun süre oturmak; 3) otururken yapılan işlerle uzun yıllar uğraşmak.

31

minderden kaçmak

1) güreşte oyuna katılmamak; 2) güreşte oyun sırasında minderin dışına çıkmak.

95

minnet altında kalmamak

birinin iyiliğine karşı kendini borçlu durumdan kurtarmak için karşılık olarak bir iyilikte bulunmak.

95

minnet duymak

birinin iyiliğine karşı kendini ona borçlu saymak: 'Bana karşı gösterilen bu güven ve sevgiden dolayı çok minnet duymama rağmen, siyasi hayata atılmak istemiyordum.' -H. E. Adıvar.

98

minnet etmemek

boyun eğmemek.

101

minnettar kalmak

birinden görülen iyiliğe karşı teşekkür duygusu beslemek: 'Kendine minnettar kalan ahalinin elleri üzerinde geziyor.' -Ö. Seyfettin.

49

miras yemek

1) kendine miras kalmak: 'Erkek çocuk ne kadar miras yerse kız çocuk da o kadar miras yer.' -F. R. Atay. 2) kendine kalan mirası tüketmek: 'Son zamanlarda İzmir'deki gazinocu bir amcasından beş bin liralık bir de miras yemişti.' -H. Taner.

101

mirasa konmak

bir kimseye önemlice bir kalıt kalmak: 'Bizimkiler okkalı bir mirasa konmuşlar da o hergelenin hakkını mı yemişler ne?' -H. Taner.

108

mis gibi

1) çok güzel: 'Orada çamlar mis gibi kokarak rüzgârla fısıldaşırlardı.' -Halikarnas Balıkçısı. 2) elbette: 'Ben mis gibi tornacıyım, sanatımı bırakamam.' -S. F. Abasıyanık.

103

misafir gibi oturmak

1) bulunduğu yerden her an ayrılacakmış gibi eğreti, üstünkörü oturmak; 2) mec. hiç iş yapmamak.

113

misafir kalmak

bir yerde yiyip içmek, yatmak ve konuk olarak ilgi görmek: 'Cemile sekiz, on gün çiftlikte misafir kalacaktı.' -R. N. Güntekin.

43

misal göstermek

örnek vermek: 'Çocuklarıma beni misal gösterdiğini, ağzım kulaklarıma vararak öteden beriden işitiyordum.' -R. N. Güntekin.

102

misk gibi

mis gibi.

109

misli menendi yok

benzeri, eşi yok: 'Bu sonbahar sabahında Gülhane Parkı'nın misli menendi yoktur.' -S. F. Abasıyanık.

120

mitralyöz gibi

durmadan, ara vermeden (konuşma).

108

modası geçmek

1) moda olmaktan çıkmak; 2) mec. önemini yitirmek, geçersiz duruma gelmek, artık aranmamak: Bu işin modası geçti, onu vaktiyle yapmak gerekti.

113

model çıkarmak

1) kumaş kesiminden önce kâğıt vb. malzeme üzerine parçanın örneğini hazırlamak; 2) mec. bir şeyi vurarak izini çıkarmak: 'Bir tuğla işçisi kerpiç kalıbını kapmış, karısının sırtında model çıkarmış, kadın ciyak ciyak.' -A. Gündüz.

36

mola almak

voleybol ve basketbolda taktik alışverişi yapmak için bir süre ara istemek.

101