Deyimler

Toplam 11,193 deyim bulundu. Alfabetik sıraya göre listeleniyor.

mesul tutmak

sorumlu görmek: 'Suçuna bakmadan bir de bu vaziyetten beni mesul tutmak istiyor, kabahati bana yüklüyor.' -E. İ. Benice.

35

mesuliyet almak

sorumluluk almak: 'Üstümüze ağır bir mesuliyet aldık.' -A. Gündüz.

101

meşakkat çekmek

güçlüklerle karşılaşmak.

35

meşakkate katlanmak

güçlüğe, sıkıntıya dayanmak, göğüs germek.

46

meşale çekmek

önderlik etmek, önayak olmak.

33

meşin gibi

1) kararmış ve sertleşmiş (insan derisi); 2) iyi pişirilmeyip çiğ kalmış (et).

109

meşk almak

ders almak.

106

meşk vermek

ders vermek: 'Esasen hemen onun meşk vereceği kızları getirmiş, ona takdim etmişti.' -H. E. Adıvar.

100

meşru sayılmak

geçerli bulunmak: 'Meşru sayılan adilik ve faziletsizliklerden hiçbiri onda yoktu.' -P. Safa.

101

metanet göstermek

kötü bir duruma katlanmak, dayanmak.

102

meteliğe kurşun atmak

parası kalmamak.

94

metelik etmez

'çok değersiz' anlamında kullanılan bir söz: 'Gözümde, milyonu olsa da kalp para ile metelik etmez.' -S. F. Abasıyanık.

99

metelik vermemek

değer ve önem vermemek, umursamamak, aldırış etmemek: 'Orayı gördükten sonra ben, gayri dünyanın hiçbir tarafına metelik vermem.' -Y. K. Karaosmanoğlu.

101

methiye düzmek

övmek, övgü şiiri yazmak.

114

metres tutmak

metresle yaşamak.

94

mevkisi olmak

bir işte önemli bir makamda bulunmak.

95

mevlasını bulmak

istediğine erişmek.

101

mevzuya girmek

asıl konuyu ele almak.

100

meyanesi gelmek

helva vb. kıvamına gelmek.

92

meydan (birine veya bir şeye) kalmamak

fırsat bulamamak: 'Bu beladan kurtulabilmek için bir çare düşünmeye meydan kalmadan Ali, bir gece kasabaya girdi.' -M. Ş. Esendal.

96

meydan açmak

sebep olmak: 'Bu hareket, daha ileride kim bilir ne boğuşmalara meydan açacaktır?' -R. N. Güntekin.

34

meydan almak

esk. gelişmek, yayılmak, geniş ölçüde olmak.

92

meydan bırakmamak

fırsat vermemek: 'Ona ağız açmaya meydan bırakmadım.' -R. N. Güntekin.

93

meydan bulamamak

fırsat bulamamak.

96

meydan dayağı atmak

kalabalık içinde iyice dövmek.

98

meydan dayağı yemek

kalabalık içinde iyice dayak yemek: 'Vallahi meydan dayağı yesem bu kadar perişan olmazdım.' -R. N. Güntekin.

33

meydan okumak

korkmadığını, çekinmediğini açıkça bildirmek, kavga veya yarışmaya çağırmak: 'Hülasa yüz türlü yüzmek bilir, dalgıçlara meydan okurdu.' -R. H. Karay.

103

meydan vermemek

kötü bir durumun gerçekleşmesi için imkân veya zaman bırakmamak: 'Sonra sultanın cevabına meydan vermeden döndü.' -Ö. Seyfettin.

39

meydana atmak

ortaya çıkarmak.

30

meydana çıkarmak

1) açıklığa kavuşturmak, ortaya çıkarmak, belli etmek: 'Marifetlerini birer birer meydana çıkarıyor.' -R. H. Karay. 2) bularak ortaya çıkarmak.

96