Deyimler

Toplam 11,193 deyim bulundu. Alfabetik sıraya göre listeleniyor.

nişanı (nişanını) atmak (bozmak)

kadın veya erkek nişandan vazgeçmek: 'Eğer nişanını bozduysa yazıklar olsun.' -M. Ş. Esendal.

45

niyet çekmek

niyetçiden niyet adı verilen fal kâğıdı almak: 'Birisi niyet çeksin de biz de bir lokma bir şey yiyelim diye bekleşiyorlar.' -S. F. Abasıyanık.

109

niyet tutmak

fala bakılırken olması istenilen şeyi aklından geçirmek.

101

nohut oda, bakla sofa

bir evin küçüklüğünü ve darlığını anlatmak için söylenen bir söz: 'Nohut oda, bakla sofa, bizim de evimiz olacak diye mırıldandı.' -H. Taner.

104

noksan bulmak

beğenmemek, uygun bulmamak: 'Eniştem zaten bizim terbiye ve tahsilimizi birçok bakımdan noksan bulurdu.' -A. Ş. Hisar.

63

nokta koymak

1) gereken yerde nokta işaretini kullanmak; 2) mec. bir işi bitirmek, tamamlamak; 3) mec. son noktayı koymak.

106

noktasına virgülüne dokunmadan

1) olduğu gibi; 2) hiçbir müdahale olmadan.

40

nostalji uyandırmak

özlem duygusu canlandırmak: 'İlkokulu, liseyi birlikte okuduk, belki onda nostalji uyandırıyorum.' -İ. Aral.

39

not almak

1) biri konuşurken onun söylediklerini yazmak: 'Not alıyorum, Türkçeye mısra mısra hemen tercüme ediyorum.' -R. H. Karay. 2) bir şeyi başlıca noktalarını özetleyerek yazmak; 3) öğrenci, iyi veya kötü numara, derece almak; 4) mec. bir şeyin niteliğiyle ilgili bir karar verilmek.

103

not atmak

öğretmen, öğrencinin çalışma durumunu not vererek değerlendirmek.

108

not düşmek

not yazmak: 'Cevdet Paşa tezkeresine şöyle bir not düşmek zorunda kalır.' -S. Birsel.

109

not etmek

not olarak yazmak, kaydetmek: Bunu not edin de unutmayın.

107

not kırmak

1) verilen notu düşürmek, azaltmak; 2) az not vermek.

103

not tutmak

biri söz söylerken başkası onun söylediklerini yazmak: 'Benim sınıfta tuttuğum notları alır, sınavlara öyle hazırlanırdı.' -A. Ümit.

112

not vermek

1) bir şeyin değeri üzerinde olumlu veya olumsuz bir kanıya varmak; 2) öğrencinin bilgisini bir sayı veya derece ile belirlemek.

37

nöbet beklemek (tutmak)

1) asker, polis vb. bir yeri, bir kimseyi, bir aracı gözetlemek, korumak gibi amaçlarla bulunduğu yerden belli bir süre ayrılmamak: 'Kazığın yanında mızraklı bir asker nöbet beklesin!' -N. F. Kısakürek. 2) kurum ve kuruluşlarda işlerin aksamadan yürümesi için sıra ile görev yapmak.

41

nöbet çalmak

belli zamanlarda mızıka çalmak.

102

Nuh deyip, peygamber dememek

inat etmek, ayak diremek.

132

Nuh Nebi'den kalma

çok eski, çoktan modası geçmiş, köhnemiş.

109

numara çevirmek

hile yapmak, dalavereyle iş bitirmek.

41

numara yapmak

argo bir hareketi yalandan yapmak veya yapar gibi görünmek: 'Numara yapıyorum gibi bir şey gelmesin aklınıza.' -R. N. Güntekin.

107

numarasını vermek

notunu vermek.

109

nur gibi

parlak, pırıl pırıl.

43

nur içinde yatsın

sevgiyle anılan ölüler için söylenen bir söz.

102

nur inmek

kutsal bir yere gökten ilahî ışık yağmak.

98

nur ol!

beğenildiği belirtilmek istendiğinde kullanılan bir söz.

107

nur topu gibi

sağlıklı, çok güzel ve temiz (çocuk): 'Oğlan nur topu gibi idi.' -P. Safa.

42

nutku tutulmak

korkudan, şaşkınlıktan ve öfkeden konuşamaz olmak: 'Birdenbire nutku tutuldu ve bütün gayretlerine rağmen konuşamadı.' -N. F. Kısakürek.

106

nutuk atmak (çekmek)

uzun, sıkıcı bir konuşma yapmak veya özden yoksun bir söylev vermek: 'Kıyıda dalgalara nutuk çekip kekemeliğini düzeltmeye çalışıyor.' -H. Taner.

116

nutuk vermek

bir konuda özel olarak hazırlanıp konuşmak: 'Kapıdan içeri bir adım attıktan sonra durdu, nutuk verir gibi elini sallayarak...' -R. N. Güntekin.

100