Deyimler

Toplam 11,193 deyim bulundu. Alfabetik sıraya göre listeleniyor.

nüfusunu çıkarmak

nüfus kütüğüne kayıt yaptırarak nüfus cüzdanı almak: 'Kızının çocuklarının nüfusunu çıkartacağım.' -H. E. Adıvar.

29

nüfuz etmek

1) bir şeyin içine işlemek, geçmek: 'Tatlı bir duman, bütün varlığını sararak en derin yerlerine kadar nüfuz ediyordu.' -P. Safa. 2) inceliğine varmak, anlamak: 'Bu, o kadar ince ve girift bir meseledir ki, bütün bir ömür boyunca izaha çalışılsa yine derinliğine nüfuz edilemez.' -N. F. Kısakürek. 3) etkili olmak: 'Ecnebiler ona değil, o ecnebilere nüfuz ediyordu.' -Y. K. Beyatlı.

23

nüfuzu altında tutmak

söz geçirme gücünü üstün kılmak, egemenliği altında bulundurmak: 'Onu uzun müddet nüfuzu altında tuttuğuna bir misal olarak...' -A. Ş. Hisar.

19

nükte yapmak

nükteli söz söylemek.

39

nüzul inmek (gelmek)

hlk. felç geçirmek, felce uğramak: 'Nedir bu hâlimiz, nüzul inmiş gibi yapıştık yere, bir türlü kıpırdayamıyoruz.' -N. Eray.

44

o duvar senin, bu duvar benim

birinin yalpalayacak kadar sarhoş olduğunu anlatan bir söz: 'O duvar senin, bu duvar benim, sağdan sola, soldan sağa yalpa vurarak halkın önüne çıkıvermiş.' -H. F. Ozansoy.

20

o gün bugün(dür)

o zamandan beri: 'İşte o gün bugündür ahbaplığı ilerlettik.' -N. Hikmet.

18

o kadar

1) çok fazla: 'Oyunları o kadar güzel olurmuş ki bunlar millî bir edebiyat eseri sayılırmış.' -A. Ş. Hisar. 2) kâfi, yeter.

46

o kapı (mahalle) senin bu kapı (mahalle) benim

sürekli gezip dolaşmayı anlatan bir söz: O kapı senin bu kapı benim, akşamı eder.

48

o taraflı olmamak

konuyla ilgisi yokmuş gibi davranmak.

40

o tarakta bezi olmamak

o şeyle ilişiği bulunmamak.

39

o yolun yolcusu

1) toplumun ahlak anlayışına göre kötü bir hayat sürdüren kimse; 2) sonunda ölecek olan kimse.

41

objektif olmak

1) nesnel olmak; 2) tarafsız davranmak.

46

ocağı batmak

yuvası yıkılmak veya soyu tükenmek.

54

ocağı kör kalmak

soyu tükenmek, çocuğu bulunmamak.

44

ocağı sönmek

aile dağılmak, yok olmak, çoluk çocuk yok olmak: 'Aşk tuzakları birçok ocakların sönmesine sebep olmuştur.' -F. R. Atay.

48

ocağı tütmek

1) soyu devam etmek; 2) yaşamını sürdürmek.

46

ocağını yeşertmek

aile yuvasını canlandırmak: 'Aşkla, şevkle ocağını yeşertecek birini istiyordu.' -Y. Kemal.

48

od yok ocak yok

çok yoksul.

45

odun gibi

anlayışsız, görgüsüz, kaba.

44

of bile dememek

şikâyetçi olmamak, şikâyet etmemek: 'Yusuf gözlerine mil çekilirken of bile demedi.' -Y. Kemal.

18

of çekmek

oflamak: 'Bir of çeksem karşıki dağlar yıkılır' -Halk türküsü.

40

oflaya puflaya

sıkılarak, acı çekerek, bunalarak: 'Oflaya puflaya neleri varsa hepsini vermek zorunda kalırlar.' -Ç. Altan.

46

oflayıp puflamak

'of, puf' diyerek sıkıntısını, acısını dışa vurmak.

44

ofsayta düşmek

1) futbolda hücuma geçen takımın en az bir oyuncusu topla oynandığı anda rakip takımın kale çizgisine, o takımın en yakın oyuncusundan daha yakın bulunmak; 2) mec. istemediği hâlde kötü bir durumda kalmak.

51

ofsaytta kalmak

1) ofsayta düşmek; 2) mec. istemediği hâlde kötü bir durum içinde kalmak.

21

oğul çıkarmak

bir kovan, yeni bir oğul arısı topluluğu meydana getirmek.

44

oğul vermek

oğul arılarının bir bölüğü kovandan ayrılıp ayrı bir kovana gitmek: 'Sivrisinekler çevresinde oğul vermeye başlamışlardı.' -O. Kemal.

42

oh çekmek

birinin kötü duruma düşmesine sevinmek: 'Mahalleli bir oh çekti bu hâlleri işitince.' -Y. N. Nayır.

47

oh demek

rahata ermek, rahata kavuşmak, rahat bir soluk almak.

20