Deyimler

Toplam 11,193 deyim bulundu. Alfabetik sıraya göre listeleniyor.

neşesini bulmak

neşeli bir duruma gelmek, neşelenmek.

95

neşet etmek

kaynağını bir yerden almak, doğmak.

41

neşter vurmak

bir sorunu kesin bir sonuca ulaşmak amacıyla ele almak.

93

neşvünema bulmak

gelişmek.

99

netice vermek

sonuç vermek: 'Ağır ve onulmaz hastalıklar için yapılan tedavi, bir iyilik şeklinde görünse bile, azabı devam ettirmekten başka bir netice vermiyor.' -İ. A. Gövsa.

31

nevaleyi düzmek

1) gerekli yiyecek ve içeceği sağlamak: 'Elinde yiyecek paketleriyle evin nevalesini düzmüş, geri dönüyor.' -R. H. Karay. 2) sofrayı hazırlamak.

33

nevri dönmek

belli etmemeye çalıştığı bir öfkeye kapılmak, çok sinirlenmek: 'Halit'in tavrını beğenmemişti. Herifin birdenbire nevri dönmüştü.' -S. F. Abasıyanık.

104

ney üflemek (üfürmek)

ney çalmak: 'Astımı olmasa babası gibi ney üfürmeye bile heves edecektir.' -H. Taner.

101

neye uğradığını bilememek (anlamamak, şaşırmak)

ansızın üzücü, sıkıcı, neşeli, güzel veya hoş bir durumla karşılaşmak: 'Martı gibi, şiirli duygu dolu bir oyunla karşılaşınca neye uğradığını şaşırır.' -N. Cumalı.

98

neyin nesi (kimin fesi)

1) kimdir, nasıl bir kişidir? 'En iyisi, adam böyle böyle, evi kiraya istiyor, git, sor, soruştur, neyin nesi, kimin fesidir, derim.' -O. Kemal. 2) ne idiği belirsiz.

95

neymiş

söylendiğine göre, güya: 'Neymiş? Projenin sahibi oymuş!' -A. Kulin.

97

neyse ki

neyse.

35

neyse ne

bir yere, bir dereceye kadar: 'Erkekler neyse ne ama kadınlar...' -S. F. Abasıyanık.

38

nezaket göstermek

davranışlarda nazik olmak: 'Galiba beni tanımış olacak, ondan sonra biraz fazla nezaket göstermek istedi.' -M. Ş. Esendal.

91

nezarete almak

gözaltına almak.

39

nifak sokmak

ara açmak, bozgunculuk yapmak: 'Bülent ile haminnesinin arasına derin bir nifak sokmuştu.' -R. N. Güntekin.

104

nihayet vermek

1) ilişkiyi kesmek, bir işi, alışkanlığı yapmaktan vazgeçmek: 'Tekaüt olduktan sonra doktorlara inat, oburluğa, nargileye bir nihayet vermemişti.' -Ö. Seyfettin. 2) bitirmek, tamamlamak, sonuçlandırmak: 'Bu komediye nihayet vermek, buraya bir daha gelmemek üzere çıkıp gitmek isterdim.' -H. E. Adıvar.

97

nihayete ermek

sona varmak, sonuçlanmak, bitmek: 'Geçirmiş olduğum elim sergüzeştin ve sefaletin nihayete ermiş olduğu bir gündü.' -Y. K. Beyatlı.

106

nikâh düşmek

birbiriyle evlenmelerine yasal yönden veya örf bakımından engel bulunmamak: 'Ben kardeşinin yavuklusuyum, sana nikâh düşmez, cevabını alırdı.' -Y. K. Karaosmanoğlu.

100

nikâh kıymak

nikâh memuru kanuna göre çiftlerin karı koca olduklarını bildirmek.

33

nikâh koymak

nikâhlamak: 'Sana derim, güzel eltim, sen bu kızına tez vakitte nikâh koy!' -T. Buğra.

97

nikâh tazelemek

1) boşandığı kişiyle yeniden evlenmek; 2) mec. bir işe yeniden başlamak.

100

nimet bilmek

bir şeyi lütuf kabul etmek: 'Çaylarımıza koşarlar, evimize davet edilmeyi nimet bilirler, etrafımızda dolaşırlar.' -H. C. Yalçın.

142

nimeti ayağıyla tepmek

kısmetini ayağıyla tepmek.

98

nispet etmek

eşit tutmak, oranlamak.

101

nispet kabul etmemek

eşit tutmamak, oranlamamak.

99

nispet vermek (yapmak)

karşısındakini kızdırmak için ona gösteriş yapmak: 'Yolun ortasında bir kolunu belime dolayarak bana şöylece nispet vermesin mi?' -O. C. Kaygılı.

126

nispeti olmak

ilgisi olmak, bağlantısı olmak.

97

nişan almak

1) bir hedefi vurmak için ateşli silahlara gerekli doğrultuyu vermek, gezlemek: 'Tabancasını kılıfından çıkarmış ve nişan almak üzereydi.' -A. Gündüz. 2) kendisine nişan verilmek: 'Doktor, Türk ordusunda çalıştığını, üniformamızı taşıdığını, nişan aldığını, övünerek anlattı.' -R. H. Karay.

105

nişan takmak

1) nişanlanan çiftin nişan yüzüklerini parmaklarına geçirmek: 'Birkaç gün sonra akrabalarımıza bir davet vereceğiz. Nişan takacağız.' -R. N. Güntekin. 2) göğsüne nişan iliştirmek.

112