Deyimler

Toplam 11,193 deyim bulundu. Alfabetik sıraya göre listeleniyor.

saç saça baş başa gelmek (dövüşmek)

kadınlar, birbirlerini kıyasıya hırpalayacak biçimde kapışmak: 'Eğer bu patırtıdan, ikindi uykusu başına sıçrayan imam aşağı koşmasa iki kadın, avluda saç saça baş başa dövüşeceklerdi.' -H. E. Adıvar.

102

saç sakal birbirine karışmak

saçı sakalı uzamak, bakımsız görünmek.

108

saçak öpmek

tar. sarayda bayramlaşma törenine katılan büyükler, padişahın tahtından sarkıtılmış halı saçaklarını öpmek.

97

saçı (saçları) değirmende ağartmamak

deneyimli olmak: 'Bu saçları değirmende ağartmadık, siz birbirinize âşıksınız sanırım' -O. Aysu.

41

saçı başı ağarmak

yaşlanmak.

109

saçı başı birbirine karışmak

bakımsız olmak: 'Matmazelin saçı başı birbirine karışmıştı.' -S. F. Abasıyanık.

109

saçı bitmedik (yetim)

doğalı çok olmamış (yetim).

110

saçı kılmak (atmak)

gelinin başından çiçek, şeker, arpa, para vb. saçmak.

109

saçı sakalı akar gibi

üstü başı perişan bir durumda: 'Hani saçı sakalı akar gibi bir adam geliyor ya buraya, o işte.' -N. Ataç.

108

saçı topuklarını dövmek

saçı çok uzun olmak.

39

saçı uzun aklı kısa

esk. kadınları aşağılamak için kullanılan bir söz: 'Ona oğluna olduğu kadar güvenmiyor. Kız çocuğu bu, ne kadar okusa da saçı uzun aklı kısa olur, der.' -E. Bener.

106

saçılıp dökülmek

1) gereğinden veya kaldırabileceğinden çok harcamak; 2) mec. içindekini söylemek.

101

saçına ak (kır) düşmek

saçı ağarmaya başlamak, yaşlanmak: 'Benim bütün saçlarıma, senin sadece şakaklarına ak düşmüş.' -R. H. Karay.

50

saçına başına bakmadan

ilerlemiş yaşına yakışmayacak biçimde.

99

saçına kar yağmak

saçı aklaşmaya başlamak.

107

saçını başını yolmak

çok üzülmek, üzüntüsünden dövünmek: 'Tanrıça Hebe çaresiz kalmış, saçını başını yoluyordu.' -S. F. Abasıyanık.

40

saçını süpürge etmek

kadın özveri ile çalışıp hizmet etmek: 'Ah gençliğim, ah sana saçımı süpürge ettiğim gençliğim de diyecek değilim.' -A. Ağaoğlu.

99

saçıp savurmak

parasını düşüncesizce, boşuna harcamak.

41

saçları iki türlü olmak

yaşı ilerlemiş bulunmak.

94

sadakat göstermek

bağlı kalmak: 'Eserin aslına fevkalade sadakat gösterilmiş olması da ayrıca kayda şayandır.' -A. H. Çelebi.

99

sadakatsizlik göstermek

sadakatsiz olduğunu ortaya koymak, açıklamak: 'Ama kendi hesabına sadakatsizlik göstermemişti.' -S. F. Abasıyanık.

109

sadede gelmek

konuyla ilgisiz sözleri bırakarak asıl konuya dönmek: 'Ne ise bunlar hep dedikodu. Sadede gelelim.' -H. E. Adıvar.

109

sadık kalmak

birine, bir şeye bağlılığını sürdürmek, bağlı kalmak.

103

sadra şifa vermek

gönlü, yüreği rahatlatmak, ferahlatmak: 'Reha Bey'e de meseleyi biraz çıtlattım. Ondan da pek sadra şifa verecek bir şeyler öğrenemedim.' -O. C. Kaygılı.

99

saf bağlamak

sıralanmak, sıraya girmek.

94

saf değiştirmek

başka bir gruba katılmak.

97

saf dışı etmek (bırakmak)

1) dizinin dışına çıkarmak; 2) mec. ilgisini kesmek, işin gereğinden alıkoymak, işlemez duruma getirmek: 'Kendisini de arkadaşlarını da çok rahat susturup saf dışı bırakabilirlerdi.' -O. Aysu.

52

saf dışı olmak

1) dizinin dışına çıkmak; 2) mec. ilgisi kesilmek, işin gereğinden alıkonulmak, işlemez duruma getirilmek.

100

saf tutmak

1) saf bağlamak; 2) belli bir gruba katılmak.

45

saflara ayırmak

belli kümeler içinde toplamak.

99