Deyimler

Toplam 11,193 deyim bulundu. Alfabetik sıraya göre listeleniyor.

rol kesmek

yalan, uydurma söz söylemek veya içten olmayan davranışlarda bulunmak.

38

rol oynamak

1) oyunda rol almak; 2) mec. birinin bir işte önemli etkisi olmak: 'Bunda ne hocanın bilgisi ne çocuğun çalışkanlığı rol oynar.' -B. Felek. 3) mec. davranışlarda içtenlik olmamak: 'Bu da hile, inanmıyorum; pusuda beklediğine ve rol oynadığına inanıyorum.' -N. F. Kısakürek.

106

rol yapmak

davranışlarda içtenlik bulunmamak: 'Rol yapmaya kalkışsa yüzüne gözüne bulaştıracağını biliyordu.' -T. Buğra.

42

rolü olmak

etkisi bulunmak: 'Sizinle benim bunda bir rolümüz oldu muydu?' -S. F. Abasıyanık.

101

rolüne çıkmak

oyunda belli bir kişiliği sahnede oynamak: 'Görgülü rolüne çıkmış zekâsız bir türediye benzeyecek.' -R. H. Karay.

110

romanı yazılmak

romanlaşmak.

105

romatizması tutmak

romatizma ağrıları başlamak: 'Kardeşinin romatizmaları tutmuş.' -Ö. Seyfettin.

103

rota değiştirmek

1) gidilen yolu değiştirmek: 'Turgut, ani bir kararla rotasını değiştirdi.' -F. F. Tülbentçi. 2) mec. tutumunu değiştirmek, izlediği yoldan ayrılmak.

100

rota kırmak

rota çizgisinden ayrılmak: 'Bir de baktım ki niyetlendiğim gibi kıyıya paralel gitmemiş, rota kırıp açılmışım.' -R. Erduran.

115

rölantide durmak (çalışmak)

motorlu taşıtlarda, motor boşta çalışmak.

42

rölantiye almak

1) motorlu taşıtlarda motoru boşa almak, boşta çalıştırmak; 2) mec. herhangi bir işi yavaşlatmak.

101

röntgen çekmek

1) herhangi bir organın durumunu tespit etmek için film çekmek; 2) mec. bir olayın bütün geçmişini ve durumunu belirlemek.

86

rövanşı almak

1) ikinci karşılaşmayı kazanmak; 2) mec. kensine yapılan haksızlığın karşılığını vermek.

101

Rufailere karışmak

psikolojik bunalıma düşüp günlük yaşamın gerçeklerinden uzaklaşmak, yaşamdan kopmak: 'Kızım sen Rufailere karışmışsın, bir doktora görünsen iyi olur.' -E. Işınsu.

41

ruh gibi

1) durgun, çevresiyle ilgilenmeyen, kendi hâlinde olan; 2) çok zayıf.

41

ruh gibi dolaşmak

hiçbir şeyin farkında olmadan yaşamak.

101

ruh kazandırmak (vermek)

herhangi bir yeri veya şeyi canlı, hareketli, neşeli bir duruma getirmek.

102

ruhu (bile) duymamak

haberi olmamak, anlamamak: 'Birinin yukarıdan topladığını öteki sokağa taşır, konak soyulduğu hâlde, kimsenin ruhu bile duymaz.' -H. E. Adıvar.

104

ruhu karartmak

sıkıntıya sokmak, bunaltmak: 'Korkunç geceler, çakalların ulumaları, köpeklerin haykırışları bu ruhu da karartan gecelerde sinirleri büsbütün gevşetiyor.' -E. İ. Benice.

37

ruhu okşamak

1) duygulara hoş gelecek biçimde konuşmak veya davranmak; 2) hoşa gitmek.

106

ruhu şad olsun!

'ölüler, sevinsin, mutlu olsun' anlamında kullanılan bir söz.

108

ruhunda güneş açmak

1) rahatlamak, huzura ermek; 2) sevinmek, neşelenmek, coşmak: 'Saz dinleyenlerden bazılarının gözlerinde yaş olur, ruhlarında güneş açardı.' -A. Ş. Hisar.

49

ruhunu şad etmek

ölmüş bir kimseyi anmak: 'Hepsi örslerinin üzerine birer mum yakmışlar, pederlerinin ruhunu şad ediyorlar.' -Ö. Seyfettin.

52

ruhunu teslim etmek

ölmek: 'Hiçbir şey söylemeden ruhunu teslim etmiş.' -Y. K. Karaosmanoğlu.

96

rutin dışına çıkmak

1) bir şeyi her zamankinden farklı yapmak; 2) alışılmış olandan farklı davranmak.

39

ruzname tutmak

günlük olayları bir deftere yazıp toplamak: 'Dünyada en birinci zevk ruzname tutmaktır, derdi. Ben bunu boş ve manasız ve münasebetsiz bulurdum.' -Ö. Seyfettin.

105

rüşdünü ispat etmek

1) kanunlara göre ergin sayılacak yaşa gelmiş olmak; 2) mec. herhangi bir konuda yeterli seviyeye geldiğini göstermek.

121

rüşvet yemek

bir işi yapmak için birinden rüşvet almak.

33

rüya gibi

olağanüstü, harika, çok güzel: Yolculuğumuz rüya gibi geçti.

106

rüyası çıkmak

görülen rüya gerçekleşmek.

40