Deyimler

Toplam 11,193 deyim bulundu. Alfabetik sıraya göre listeleniyor.

sular seller gibi

bir metni yanlışsız söyleyecek kadar.

39

suna gibi

suna boylu.

108

surat (suratı) bir karış

öfkeli, kızgın ve somurtkan.

104

surat asmak

kaşlarını çatıp yüzüne küskün veya dargın bir anlam vermek, somurtmak: 'Babam biraz surat astı ama anam katıldı gülmekten.' -F. R. Atay.

109

surat etmek

birine karşı küskün durmak, asık yüzlü olmak: 'Şimdi ters yüzü eve dönsek çocuklar ağlar, bayan surat eder.' -R. N. Güntekin.

107

surat kalmamak

utanmaz duruma gelmek: 'İkimizde de birbirimize bakacak surat kalmamıştı.' -M. Ş. Esendal.

100

surat mahkeme duvarı

1) asık suratlı, kimseye gülmeyen, suskun duran; 2) utanmaz, sıkılmaz: 'Onda surat mahkeme duvarı, tükürsem yağmur yağıyor sanacak.' -R. N. Güntekin.

117

surata bak süngüye davran

çok asık suratlı kimseler için kullanılan bir söz.

107

suratı bir karış asılmak

öfkelenmek, kızmak ve somurtmak: 'Hemen suratları bir karış asılır, ona bir sövüp saymadıkları kalır.' -Y. K. Karaosmanoğlu.

108

suratı değişmek

bir kimseye karşı davranışı değişmek, daha sert bir durum almak.

96

suratı kasap süngeriyle silinmiş

'utanması, sıkılması kalmamış' anlamında kullanılan bir söz.

44

suratı sirke satmak

öfkeli, kızgın olduğu anlaşılmak.

101

suratına indirmek

tokat atmak.

34

suratından düşen bin parça olmak

öfke veya küskünlükten ileri gelen can sıkıntısıyla suratı asık olmak.

106

suratını dağıtmak

yüzüne zarar verecek biçimde dövmek.

105

suratını ekşitmek (buruşturmak)

yüzüne memnun olmadığını belirten bir anlam vermek: 'İşte ilmin, âlimin kıymeti bilinmeye başladı diye suratımı ekşittim.' -Ö. Seyfettin. 'Ben suratımı buruşturdukça, bir yaz öğlesinde yarı açık kalmış bir musluktan akarak ak mermer bir yalakta şarkı söyleyen serin bir su gibi gülsün o!' -N. Hikmet.

104

suret almak (çıkarmak)

bir belgenin kopyasını çıkarmak.

93

sureti haktan görünmek

1) kendisini iyi niyetli imiş gibi göstermek: 'İstanbul'a sureti haktan görünen öyle belediye başkanları geldi ki Anadolu'dan gelen hemşehrilerinin gecekondularına göz yumdu.' -A. Boysan. 2) birinin iyiliği için çalışıyor görünmek.

115

suretine girmek

bir şeyin görünüşüne, biçimine benzemek.

102

suspus etmek

susturmak: 'Kamburunu gittikçe daha çıkararak tartışmacıları suspus eder.' -S. Birsel.

105

suspus olmak

susmak, sinmek, sesini hiç çıkarmamak: 'Bir an üçü de suspus oldular, hiç kimse konuşmadı.' -T. Dursun K.

52

susta durdurmak

1) köpeği arka ayakları üzerinde durdurmak; 2) mec. bir kimseyi veya birilerini yıldırmak: 'Sade kazada değil, vilayette bile en belli başlı memurları ve eşrafı susta durdurur.' -R. N. Güntekin.

107

susta durmak

1) köpek arka ayakları üzerinde durmak; 2) mec. hazır durumda beklemek: 'Benim susta durmam, ellerimi kaldırıvermem daha kolay.' -N. Hikmet. 3) mec. korktuğu bir kimsenin karşısında saygılı ve çekingen davranmak.

97

sustaya kalkmak

köpek susta durmak.

99

suya göstermek

hafifçe yıkamak.

44

suya götürüp susuz getirmek

herhangi bir işte akıl, zekâ, deneyim ve kurnazlıkla bir diğerini alt etmek.

105

suya sabuna dokunmamak

1) sakıncalı konularla ilgilenmemek: 'İyisi mi bir yazar, hep suya sabuna dokunmayan yazılar yazmalı.' -O. V. Kanık. 2) davranışlarını kimseyi incitmeyecek biçimde ayarlamak.

102

suya salmak

boşuna harcamak.

40

suyu baştan (başından) kesmek

işin aslı üzerinde kesin bir şey söyleyip ayrıntılarını konuşmaya gerek duymamak.

102

suyu çıkmak

çok söz edildiği veya üzerinde yerli yersiz durulduğu için değerini yitirmek, önemsizleşmek.

46