Deyimler

Toplam 11,193 deyim bulundu. Alfabetik sıraya göre listeleniyor.

sular seller gibi

bir metni yanlışsız söyleyecek kadar.

17

suna gibi

suna boylu.

46

surat (suratı) bir karış

öfkeli, kızgın ve somurtkan.

45

surat asmak

kaşlarını çatıp yüzüne küskün veya dargın bir anlam vermek, somurtmak: 'Babam biraz surat astı ama anam katıldı gülmekten.' -F. R. Atay.

46

surat etmek

birine karşı küskün durmak, asık yüzlü olmak: 'Şimdi ters yüzü eve dönsek çocuklar ağlar, bayan surat eder.' -R. N. Güntekin.

45

surat kalmamak

utanmaz duruma gelmek: 'İkimizde de birbirimize bakacak surat kalmamıştı.' -M. Ş. Esendal.

41

surat mahkeme duvarı

1) asık suratlı, kimseye gülmeyen, suskun duran; 2) utanmaz, sıkılmaz: 'Onda surat mahkeme duvarı, tükürsem yağmur yağıyor sanacak.' -R. N. Güntekin.

51

surata bak süngüye davran

çok asık suratlı kimseler için kullanılan bir söz.

45

suratı bir karış asılmak

öfkelenmek, kızmak ve somurtmak: 'Hemen suratları bir karış asılır, ona bir sövüp saymadıkları kalır.' -Y. K. Karaosmanoğlu.

47

suratı değişmek

bir kimseye karşı davranışı değişmek, daha sert bir durum almak.

40

suratı kasap süngeriyle silinmiş

'utanması, sıkılması kalmamış' anlamında kullanılan bir söz.

23

suratı sirke satmak

öfkeli, kızgın olduğu anlaşılmak.

39

suratına indirmek

tokat atmak.

14

suratından düşen bin parça olmak

öfke veya küskünlükten ileri gelen can sıkıntısıyla suratı asık olmak.

46

suratını dağıtmak

yüzüne zarar verecek biçimde dövmek.

44

suratını ekşitmek (buruşturmak)

yüzüne memnun olmadığını belirten bir anlam vermek: 'İşte ilmin, âlimin kıymeti bilinmeye başladı diye suratımı ekşittim.' -Ö. Seyfettin. 'Ben suratımı buruşturdukça, bir yaz öğlesinde yarı açık kalmış bir musluktan akarak ak mermer bir yalakta şarkı söyleyen serin bir su gibi gülsün o!' -N. Hikmet.

42

suret almak (çıkarmak)

bir belgenin kopyasını çıkarmak.

40

sureti haktan görünmek

1) kendisini iyi niyetli imiş gibi göstermek: 'İstanbul'a sureti haktan görünen öyle belediye başkanları geldi ki Anadolu'dan gelen hemşehrilerinin gecekondularına göz yumdu.' -A. Boysan. 2) birinin iyiliği için çalışıyor görünmek.

51

suretine girmek

bir şeyin görünüşüne, biçimine benzemek.

47

suspus etmek

susturmak: 'Kamburunu gittikçe daha çıkararak tartışmacıları suspus eder.' -S. Birsel.

43

suspus olmak

susmak, sinmek, sesini hiç çıkarmamak: 'Bir an üçü de suspus oldular, hiç kimse konuşmadı.' -T. Dursun K.

28

susta durdurmak

1) köpeği arka ayakları üzerinde durdurmak; 2) mec. bir kimseyi veya birilerini yıldırmak: 'Sade kazada değil, vilayette bile en belli başlı memurları ve eşrafı susta durdurur.' -R. N. Güntekin.

45

susta durmak

1) köpek arka ayakları üzerinde durmak; 2) mec. hazır durumda beklemek: 'Benim susta durmam, ellerimi kaldırıvermem daha kolay.' -N. Hikmet. 3) mec. korktuğu bir kimsenin karşısında saygılı ve çekingen davranmak.

37

sustaya kalkmak

köpek susta durmak.

45

suya göstermek

hafifçe yıkamak.

21

suya götürüp susuz getirmek

herhangi bir işte akıl, zekâ, deneyim ve kurnazlıkla bir diğerini alt etmek.

45

suya sabuna dokunmamak

1) sakıncalı konularla ilgilenmemek: 'İyisi mi bir yazar, hep suya sabuna dokunmayan yazılar yazmalı.' -O. V. Kanık. 2) davranışlarını kimseyi incitmeyecek biçimde ayarlamak.

42

suya salmak

boşuna harcamak.

19

suyu baştan (başından) kesmek

işin aslı üzerinde kesin bir şey söyleyip ayrıntılarını konuşmaya gerek duymamak.

43

suyu çıkmak

çok söz edildiği veya üzerinde yerli yersiz durulduğu için değerini yitirmek, önemsizleşmek.

28