Deyimler

Toplam 11,193 deyim bulundu. Alfabetik sıraya göre listeleniyor.

şirazeden çıkmak

1) kitabın sırt bölümünde bulunan enli şeridin bozulması sebebiyle sayfalar dağılmak; 2) mec. akıl dengesini kaybetmek.

99

şirk koşmak

Tanrı'nın birden çok olduğunu söylemek, Tanrı'ya ortak tanımak, eş koşmak.

32

şişe çekmek (vurmak)

ağrı dindirmek amacıyla içinde alev yakılarak havası seyreltilen özel bir şişeyi veya bardağı sırta yapıştırmak, vantuz çekmek: 'Annem şişe çekerken kıvrılmış gazete kâğıdıyla yaptığı küçük alevli ısıtıcıları tenimize düşürür, yakardı.' -A. Kutlu.

98

şöhret bulmak (kazanmak)

ün sahibi olmak, üne kavuşmak, ünlenmek: 'Fakat Nedim'den hoşlanan kızlarla kadınların çoğu onu, yeni şöhret bulan bir sinema aktörüne benzetmektedir.' -Y. K. Karaosmanoğlu. 'Her mahallede hatta satıcılar arasında şöhret kazanmış olan güzel sesliler bulunurdu.' -A. Ş. Hisar.

97

şöhret kapısı açılmak

meşhur olmaya başlamak.

33

şöhret salmak

ünü yayılmak: 'Burada jandarma teğmeni olsun da daha bir defa, Ankara'da şöhret salmış olan o gözleri görmesin.' -R. H. Karay.

102

şöhreti dünyayı tutmak

çok tanınmak: 'Bizim evin altında şöhreti dünyayı tutmuş bir turşucu dükkânı vardı.' -R. H. Karay.

93

şölen çekmek

1) şölen düzenlemek, ziyafet vermek; 2) mec. sanat gösterisinde bulunmak: Konuşmanın şurasına burasına espriler serpiştirerek size bir konuşma şöleni çekerdi.

105

şöyle dursun

bir işin gerçekleşmekten çok uzak bulunduğunu, ona bağlı daha kolay, daha basit bir şeyin bile gerçekleşmediğini anlatan bir söz: Uyumak şöyle dursun, biraz dinlenmek bile mümkün olmadı.

106

şöyle ki

bir düşünceyi açıklamak için söylenecek sözlerin başına gelen bağlaç.

108

şu denli

çok, fazla.

100

şu günlerde (sırada)

1) çok uzak olmayan bir zamanda; 2) içinde yaşadığımız günlerde: 'Şu sırada bütün belalar neredeysem gelip beni buluyor.' -A. İlhan.

92

şu kadar

çok fazla.

90

şu kadar ki

ancak, bununla birlikte, ne var ki.

108

şuna bak

hafifsemek veya kınamak için söylenen bir söz.

101

şuna buna

başkalarına.

102

şunda bunda

herkeste.

32

şundan bundan

belirsiz şeylerden.

95

şundan bundan konuşmak

havadan sudan konuşmak.

100

şunu bunu

çeşitli nesneleri: 'Hacı'dan gereken şunu bunu alarak toprağın şu parçasını, o parçasını rehin verdik.' -Halikarnas Balıkçısı.

44

şunu bunu bilmemek

itiraz dinlememek, mazeret kabul etmemek.

101

şunun bunun

1) herkesin, el âlemin: 'Başlarını dinlerler, kumru gibi yuvalarında oturur, şunun bunun aleyhinde konuşmazlar.' -B. Felek. 2) kimliği belli olmayanın, adı sanı bilinmeyenin: 'Çiftliği her zamanki gibi şunun bunun elinde unutulmuş buldu.' -N. Cumalı.

41

şunun şurası

küçümseme, azımsama anlatan bir söz: 'Bir incir çekirdeğini doldurmayan sebeplerle şunun şurasında ne var ki ağzımızın tadını kaçırıyorsunuz.' -O. C. Kaygılı.

43

şurada burada

birçok yerde, rastgele yerde.

31

şuradan buradan

1) birçok yerden, rastgele yerden; 2) her konudan.

108

şusu busu

belirsiz mal varlığı: 'Adamın bizim adada yalıları, şatosu, köşkü, şusu busu vardır.' -S. F. Abasıyanık.

103

şut atmak (çekmek)

topu sert ve hızlı bir biçimde kaleye atmak.

34

şüphe bırakmamak

kuşkuya sebep olan bütün ihtimalleri ortadan kaldırmak.

90

şüphe etmek

kuşkulanmak: 'Bu sözünde samimi olduğuna hiç şüphe etmem.' -F. R. Atay.

107