Deyimler

Toplam 11,193 deyim bulundu. Alfabetik sıraya göre listeleniyor.

şüphe uyanmak

kuşku uyanmak.

102

şüphe yok

kuşku yok: 'Evinde yalnız olduğu ve hiç şüphe yok, birçok işi olduğu hâlde saatlerce benim için o pencerenin önünde duruyor.' -M. Ş. Esendal.

106

şüpheye düşmek

kuşkulanmak: 'Yaşayışı şüpheye düşürmüştü beni.' -Y. Z. Ortaç.

102

şüpheye kapılmak

şüphe duymak: 'Eski bir bakan Ankara'nın bir köşesinde bir apartman mı yaptırmış, İsmet Paşa derhâl bir haksız iktisap şüphesine kapılıyordu.' -Y. K. Karaosmanoğlu.

89

şüyu bulmak

herkes tarafından duyulmak, yayılmak.

107

ta kendisi

(ta kısa söylenir) o kimse, tastamam kendisi.

36

taam etmek

yemek yemek.

101

tabak gibi

dümdüz ve açık (yer).

115

tabakhaneye bok mu yetiştiriyorsun? (göytürüyorsun?)

'işin bu denli acele ve önemli mi?' anlamında kullanılan bir söz.

110

taban çıkmak (girmek, koymak)

futbolda topla oynayan oyuncunun hareketini engellemek için doğrudan doğruya tabanla müdahale etmek.

109

taban tabana zıt (olmak)

birbirine son derece aykırı: 'Hiç değilse bir gazetemiz, bizim fikirlerimizle taban tabana zıt olacaktır.' -N. F. Kısakürek.

111

taban tepmek (patlatmak)

uzun yol yürümek: 'Her akşam gazete başına kırk para kazanmak için şehrin dört bir köşesinden buraya kadar taban tepmek...' -R. N. Güntekin.

43

taban yapmak

ekon. fiyat, en aşağı duruma düşmek.

104

tabana kuvvet

bir yere yayan gitmekten başka çare olmadığını anlatan bir söz: Haydi bakalım, tabana kuvvet!

46

tabana kuvvet kaçmak

çok hızlı, koşarak kaçmak: 'Sanki yerden taş aldığımı, hayır eğildiğimi görmüş gibi tabana kuvvet kaçıyor.' -S. F. Abasıyanık.

129

tabancaya davranmak

ateş etmek için tabancayı bulunduğu yerden almaya kalkışmak: 'Tabancasına davranmaya vakit kalmadan sıkışıverdi kalabalığın ortasına.' -Ç. Altan.

101

tabanları kaldırmak

koşarak kaçmak: 'Ziver sanki canı çok yanmışçasına -Vay anam- diye bir çığlık kopardı ve tabanları kaldırıp kaçıyor gibi yaptı.' -Y. K. Karaosmanoğlu.

105

tabanları patlamak

çok yürümekten, çok ayakta durmaktan aşırı yorulmak.

36

tabanları yağlamak

alay 1) uzak bir yere yayan gitmeye hazırlanmak; 2) hızlıca koşmak, kaçmak: 'En iyisi, çantayı da tabancayı da atıp tabanları yağlamaktı.' -T. Buğra.

104

tabi kılmak

egemenliği altına almak, boyun eğdirmek, kendine uydurmak.

39

tabi tutmak

tabi kılmak: 'Köylü temsilleri muhtelif bakımlardan tasnife tabi tutulabilir.' -A. K. Tecer.

48

tabiri (tabir) caizse

1) 'sözün özünü söylemek gerekirse' anlamında kullanılan bir söz: 'Tabiri caizse medyatik olanların adlarını duymuşlar elbette.' -N. Meriç. 2) 'diğer bir deyişle, şöyle söylemek uygunsa' anlamında kullanılan bir söz: 'Tabir caizse, yalanın böylesi vicdani bir suç değildir.' -N. Hikmet.

106

taburcu etmek

doktor hastayı yatarak tedavi gerekmediğinde hastaneden çıkarmak: 'Kızımı bugün taburcu ettiler. Hamdolsun hiçbir şeyi kalmadı.' -N. F. Kısakürek.

41

tacizlik etmek

hlk. tedirgin etmek, can sıkmak.

107

tacizlik getirmek

1) tedirgin olmak; 2) usanç getirmek.

38

tacizlik vermek

1) tedirgin etmek; 2) usandırmak.

105

taç giymek

1) tahta çıkmak; 2) kral veya kraliçe seçilmek.

107

tadada çıkmak

ask. yoklamaya katılmak üzere toplanmak.

101

tadı damağında kalmak

1) yenen bir şeyin tadını unutamamak; 2) hoşa giden, zevk alınan bir şeyi unutamamak: 'Eski seyahat hürriyeti, yine tadı damağımızda kalan tatlı bir hatıra olmuş.' -R. H. Karay.

108

tadı gelmek

tat kazanmak.

39