Deyimler

Toplam 11,193 deyim bulundu. Alfabetik sıraya göre listeleniyor.

tamam gelmek

bir şeye uygun düşmek.

105

tamir görmek

onarılmak, düzeltilmek, yenilenmek: 'Köşk tamir görmekte olduğundan Gazi, bu küçük dairede oturuyordu.' -R. E. Ünaydın.

116

tamire vermek

onarılmak için bir şeyi onaracak kimse veya yere vermek.

96

tamtakır kuru (kırmızı) bakır

boş, bomboş: 'Sütnine yukarı çıktığı zaman ne görsün? Sandık tamtakır kuru bakır.' -R. N. Güntekin.

120

tan ağarmak (atmak, sökmek)

gün doğmaya başlamak, şafak sökmek: 'Artık tan sökünceye kadar gelsin gazeller, şarkılar, feryatlar.' -S. Birsel.

109

tan tuna gitmek

öldürülmek veya başı belaya uğramak.

41

tan yeri ağarmak

sabah olmaya başlamak, ufku belli belirsiz bir aydınlık kaplamak: 'Tan yeri ağarmış, gündüz olmaya başlamıştı.' -A. H. Müftüoğlu.

110

tandem oynamak

sp. kalecinin önünde savunmak amacıyla duran iki oyuncu paslaşarak oynamak.

99

tane bağlamak

meyve veya herhangi bir bitkinin tohumları tane durumuna gelmek.

105

tane tane söylemek (konuşmak)

acele etmeden, seslerin hakkını vererek herkesin anlayabileceği gibi konuşmak: 'Genç kadın ağır adımlarla eski yerine oturdu, tane tane söylemeye başladı.' -A. Gündüz.

95

tanıdık çıkmak

1) önceden birbirlerini tanımış olmak, tanış olmak; 2) bir şeyi daha önceden öğrenmiş, duymuş olmak: 'Sırrı Bey, bu iki ada hemen tanıdık çıktı ve artık oturduğu koltukta büsbütün uzanarak, bekliyoruz paşam, dedi.' -Y. K. Karaosmanoğlu.

105

tanımazlıktan gelmek

bir kimseyi tanıdığı hâlde tanımıyormuş gibi davranmak.

111

tanış çıkmak

daha önceden tanışmış olmak.

107

Tanrı yarattı dememek

Allah yarattı dememek.

109

Tanrı'nın günü

Allah'ın günü: 'Tanrı'nın günü bu pasaj sabahın yedisinden, gecenin yarısına kadar her çeşit insanla dolar taşardı.' -H. Taner.

41

tansiyonu çıkmak (fırlamak, yükselmek)

kan basıncı aniden yükselmek: 'Kocasının hiddetten tansiyonu yükseldi.' -H. Taner.

43

tansiyonu düşürmek

gerilimi azaltmak: 'Hiç değilse önde gelen fırkacıların tansiyonunu düşürmeyi de ümit etmişti.' -T. Buğra.

113

tansiyonu yükseltmek

gerilimi arttırmak.

95

tantana yapmak (etmek)

1) kuru gürültü çıkarmak; 2) gereksiz yere, boşu boşuna konuşmak.

117

tapan çekmek

tapanlamak.

43

tapi kalmak

kumar oyunlarında fişsiz ve parasız kalmak.

105

taraf (tarafını) tutmak

birinden yana olmak, birinin görüş ve düşüncesini desteklemek: 'Benim, daha çok erkeklerin tarafını tutar gibi görünen akıl öğretmelerime hanımlar kızabilir.' -Ş. Rado.

114

taraf çıkmak (olmak)

taraf tutmak.

42

taraf gözetmek

birinden yana olmak: 'Meseleyi taraf gözetmeden aksettirmek için o yazıdan da bir parça almak isterdik.' -O. V. Kanık.

105

tarak vurmak

taramak.

107

tarife gelmemek

açıklanması güç olmak: 'Oysa gece boyunca daracık bir döşekte gözünü kırpmadan uzanmak tarife gelmeyecek kadar sıkıcıydı.' -İ. O. Anar.

39

tarih atmak (koymak)

bir şeyin üzerine tarih yazmak.

113

tarih düşürmek

önemli sayılan bir olayın, çoğunlukla nazım biçiminde söylenen sözlerle, ebcet hesabına göre tarihini belirtmek.

108

tarihe geçmek

önemi bakımından unutulmayacak bir durum kazanmak: 'Bütün ömründe tek bir kitap yazmış ve sadece bu kitabıyla tarihe geçmiştir.' -A. Boysan.

99

tarihe karışmak

unutulmak, yalnız adı kalmak: 'Bir yaş gelir ki ondan sonra ehemmiyet verdiğiniz şeyler tarihe karışmış yani hayattan çıkmıştır.' -A. Ş. Hisar.

40