Deyimler

Toplam 11,193 deyim bulundu. Alfabetik sıraya göre listeleniyor.

tarizde bulunmak

sözle sataşmak, taşlamak.

106

tarla açmak

çalıları, ağaçları, taşları kaldırarak veya ormanlık bölgede ağaç keserek, yakarak bir yeri sürülüp ekilir duruma getirmek.

103

tartak martak etmek

kazıp dağıtmak, darmadağın etmek.

105

tartışma götürmek

bir konu tartışmaya açık olmak: 'İki yandan gelen arabaların orada yolu tıkadığı tartışma götürmez.' -S. Birsel.

38

tartışmaya girmek

münakaşa etmeye başlamak: 'Mustafa'nın yanında bir tartışmaya girmek de istemiyorum.' -A. Ümit.

98

tartma tartmak

baş örtüsü takmak: 'Bayanlar sırtlarına toza, yağa dayanır birer takım giydiler, başlarına da birer tartma tarttılar, ... fabrikaya gittiler.' -M. Ş. Esendal.

42

tas gibi

1) saçsız, dazlak; 2) çok düz, açık.

105

tasa çekmek

kaygılanmak, üzüntü içinde olmak, üzülmek: 'Toprağı yeşertmeye lazımsa benim kanım / Hiç tasa çekme, çoktan ben yurduma kurbanım' -F. N. Çamlıbel.

48

tasası sana mı düştü?

'sen karışma, seni ilgilendirmez' anlamında kullanılan bir söz: 'Sonra, dedim, bunun tasası sana mı düştü?' -M. Ş. Esendal.

109

tasasına düşmek

derdine düşmek.

97

tası tarağı toplamak

her türlü ilişkiyi kesmek üzere hazırlanmak: 'Tası tarağı toplayıp ortalıktan usul usul tüyüyorsunuz.' -T. Uyar.

101

tasvip görmek

birinin bir düşünce ve davranışı uygun, yerinde bulunmak.

85

tasvir gibi

çok güzel (kimse): '... beyim, dadılar, tayalarla şımartılmış, kuşsütüyle beslenmiş, beyaz, tüysüz, oğlandan çok kıza yakın, tasvir gibi bir civan.' -H. Taner.

43

taş atıp kolu yorulmamak

bir kazancı hiç yorulmadan sağlamak: 'Taş atıp kolunuz yorulmadan üstüne konduğunuz paranın nasıl kazanıldığını bir yazarsak görürsünüz.' -H. E. Adıvar.

103

taş atmak

birine dolaylı olarak iğneleyici, dokunacak bir söz söylemek: 'İkide birde bana bunun için taş atıyordu.' -R. N. Güntekin.

42

taş attın da kolun mu yoruldu?

bir kazancın hiç yorulmadan sağlandığını anlatan bir söz.

108

taş bebek gibi

çok güzel fakat genellikle soğuk ve donuk (kadın).

108

taş çatlasa

1) bütün olanakların kullanılmış olmasına karşın: 'Bunlardan en iyisini taş çatlasa konakta iki aydan fazla tutamazdı.' -R. N. Güntekin. 2) ne olursa olsun; 3) en fazla: 'Taş çatlasa otuz yaşlarında görünen genç kadın yanındaki boş yere oturmuştu.' -O. Aysu.

48

taş düşürmek

böbrekte oluşan kum ve taşları vücuttan atmak.

36

taş kesilmek

1) çok şaşırıp ne yapacağını, ne söyleyeceğini bilememek: 'Salonun içinde kimse kımıldayamadı. Hepsi olduğu yerde dondu. Taş kesildi.' -Ö. Seyfettin. 2) sesini çıkaramaz olmak: 'Hayvan sanki taş kesilmiş ve kulaklarını dimdik dikmişti.' -O. C. Kaygılı.

107

taş kırdırmak

böbrek taşlarını çeşitli yollarla parçalara ayırarak vücuttan atmak.

35

taş koymak

engelleyecek biçimde davranmak: 'Damadım hakkında kötü şeyler düşünmeni, bu işe taş koymanı istemiyorum.' -O. Kemal.

111

taş sürmek

satranç, dama, domino vb. oyunlarda taşlardan birini oynatmak.

103

taş taş üstünde bırakmamak

baştan başa yıkıp yerle bir etmek: 'Kaçsan da kaç para eder? Sana, köyde taş taş üstünde bırakmayacak diyorum.' -Y. K. Karaosmanoğlu.

103

taş yağar kıyamet koparken

telaşlı ve tehlikeli zamanları anlatan bir söz.

99

taşa tutmak

1) üst üste taş atmak, aralıksız taşlamak: 'Sokaktan her geçişinde çocuklar taşa tutarlardı onu, canını yakmanın bir yolunu bulurlardı.' -T. Uyar. 2) tek. zımparalamak amacıyla çok hızla dönen bileği taşına hafifçe dokundurmak, pürüzlerini almak, düzgünleştirmek.

100

taşı gediğine koymak

gerekli bir sözü tam zamanında ve yerinde söyleyerek karşısındaki kimseyi susturmak, zekice davranmak: 'Fırsat çıkmışken kim bilir hangi uzak meseleden tutturup taşı gediğine koymak ve tenkit etmiş olmak için kaplarına sığamıyordu.' -M. Ş. Esendal.

100

taşı ölçeyim

hlk. kırık, ezik, yara vb. durumlar anlatılırken bir kimsenin vücudu üzerinde yer gösterildiğinde 'benden uzak olsun' anlamında söylenen bir söz.

104

taşı sıksa suyunu çıkarır

birinin vücutça çok güçlü olduğunu belirtmek üzere söylenen söz: 'Aslan gibidir maşallah, taşı sıksa suyunu çıkarır, diyor.' -A. İlhan.

33

taşı toprağı altın olmak

1) arazisi çok değerli olmak; 2) her türlü zenginliğe, olanağa, fırsata sahip olmak.

36