Deyimler

Toplam 11,193 deyim bulundu. Alfabetik sıraya göre listeleniyor.

üzerine düşmek

üstüne düşmek.

43

üzerine koymak

üstüne koymak.

103

üzerine oturmak

üstüne oturmak.

43

üzerine ölü toprağı serpilmiş gibi

üstüne ölü toprağı serpilmiş gibi: 'Aldım eve getirdim kuşu. Başka zaman olsa üzerime ölü toprağı serpilmiş gibi uyurdum. Gece uyku girmedi gözüme. Arada bir uyanıp kuşa baktım.' -T. Dursun K.

113

üzerine titremek

üstüne titremek.

107

üzerine toz kondurmamak

üstüne toz kondurmamak.

108

üzerine tuz biber ekmek

üstüne tuz biber ekmek.

101

üzerine varmak

üstüne varmak.

105

üzerine vazife olmamak

üstüne vazife olmamak.

45

üzerine yaptırmak

üstüne yaptırmak.

101

üzerine yatmak

üstüne yatmak.

47

üzerine yıkmak

üstüne yıkmak.

101

üzerine yok

üstüne yok.

63

üzerine yüklenmek

üstüne yüklenmek.

103

üzerine yürümek

üstüne yürümek.

50

üzümün çöpü armudun sapı var demek

her şeyde bir eksiklik bulmak, güç beğenir olmak.

117

üzüntü vermek

tedirginlik yaratmak, sıkıntı ve huzursuzluğa yol açmak: 'Üzüntü versin diye ara sıra uydurduğu yalanların tesiri altında kalmıştım.' -R. H. Karay.

110

vaadinde durmak

vaadini tutmak.

106

vaadini tutmak

verdiği sözü yerine getirmek.

39

vaatte bulunmak

söz vermek.

103

vaaz vermek

cami, mescit vb. yerlerde dinî konuşma yapmak: 'Nasrullah Camii'nde verdiği büyük siyasi vaaz bütün gönülleri fethetmişti.' -Y. Z. Ortaç.

49

vacip olmak

1) din b. İslam dinine göre yapılması gerekli olmak; 2) mec. yapılması gerekli olmak: 'Ayağın nasıl olup da mezbeleye atıldığını bulmak artık başhemşireye vacip olmuştur.' -H. Taner.

98

vadesi gelmek

1) süresi dolmak, zamanı gelmek: 'Villanın vadesi ocak sonunda geliyordu, değil mi?' -S. F. Abasıyanık. 2) mec. ömrü sona ermek, eceli gelmek.

42

vadesi yetmek

ölmek.

42

vahamet kesbetmek

gittikçe zorlaşmak, tehlikeli ve korkulacak bir durum almak.

104

vakit geçirmek

oyalanmak, uğraşmak.

113

vakit kazanmak

1) bir şeye ayrılan süreyi azaltmak; 2) karşı tarafı oyalayarak kendi hazırlanma süresini uzatmak.

45

vakit öldürmek

zamanı yararsız, gereksiz işlerle veya iş yapmadan geçirmek: 'Fakat sandal sahibi olur olmaz zaten yarı keyif, yarı kazanç için vakit öldürdüğü balıkçılık sanatında karar kılmıştı.' -S. F. Abasıyanık.

119

vakit saat aramamak

zamana hiç aldırmamak: 'Sabah, öğle, akşam gibi hani vakit saat aradıkları yok.' -B. Felek.

98

vakti gelmek

1) ölmek üzere olmak, ölümü yaklaşmak; 2) zamanı gelmek, süresi dolmak.

106