Deyimler

Toplam 11,193 deyim bulundu. Alfabetik sıraya göre listeleniyor.

vaktini şaşmamak

her şeyi tam zamanında yapmak.

111

vantuz çekmek

şişe çekmek: 'Doktor geldi, ilaç yazdı, sırtıma vantuz çekti.' -Y. Z. Ortaç.

43

var olmak

sağ olmak, yaşamak.

112

var yok

belli bir ölçüye ya ulaşır ya ulaşmaz, herhangi bir ölçüye, miktara yakın, olduğu bile kuşkulu: 'Ünlü Haçik'in oğlu Nubar, kırk yaşlarında var yok, göbekli ve dazlak.' -A. İlhan.

101

vareste kalmak

bir şeyi yapıp yapmamakta özgür bırakılmak: 'Türkçeyi bilmek için aruza aşina olmaktan vareste kalamaz.' -Y. K. Beyatlı.

112

vareste tutmak (kılmak)

bir şeyi yapıp yapmamakta özgür bırakmak.

116

varit olmak

geçerli durumda bulunmak: 'İster birinci, ister ikinci ihtimal varit olsun, bunun o kadar önemi yoktur.' -H. Taner.

46

varla yok arası

belli belirsiz: 'Yüzünde varla yok arası bir gülümseme, özlem giderircesine, uzun uzun süzdü dostunu.' -T. Yücel.

114

varlık göstermek

kendinden beklenilen görevi yerine getirmek, beğenilir bir iş yapmak.

43

varlık içinde yaşamak

bolluk içinde sıkıntısız yaşamak.

112

varlıkta darlık çekmek

herhangi bir engel yüzünden elindeki imkândan yararlanamamak.

106

varsa ... yoksa ...

başına getirildiği kelimenin her şeyin üstünde tutulduğunu anlatan bir söz: Varsa kızı yoksa kızı, oğlunun yüzüne baktığı yok.

105

varsay ki '

bunları hesaba katmasak da' anlamında kullanılan bir söz.

106

vartadan atlamak

zor bir durumdan kurtulmak: 'Bu uzun zaman boyunca, kim bilir neler çekmiş, ne vartalardan atlamıştı.' -Y. K. Karaosmanoğlu.

100

vartayı atlatmak

tehlikeli bir durumdan kurtulmak: 'Bu vartayı kazasız belasız atlattığı için memnundu.' -K. Korcan.

111

vatan tutmak

yurt edinmek: 'Vatan tutup bu yerlerde kalınmaz / İlleri var bizim ile benzemez' -Karacaoğlan.

49

vaveyla koparmak

çığlık atmak.

107

vay anam! (anasını!, canına!)

tkz. 'çok şaşılacak şey' anlamında kullanılan bir söz: 'Vay anasını, amma dolaştık bugün.' -A. İlhan.

44

vay sen misin?

herhangi bir söz veya davranışın öfke yarattığını anlatan bir söz.

108

vazife etmek

görev bilmek.

104

vazife görmek

bir görevi yerine getirmek, sürdürmek: 'O evde ne yapacağını, ne gibi bir vazife göreceğini sana şimdi noktası noktasına anlatacağım.' -N. F. Kısakürek.

107

vazifesi mi?

umurunda değil: Biz burada beklemişiz, onun vazifesi mi?

105

vaziyet almak

1) belli bir durum veya davranış biçimini benimsemek, tavır almak, tavır takınmak: 'İşgalden sonra Rumların bize karşı nasıl bir vaziyet aldıklarını da pekâlâ biliyorduk.' -Y. K. Karaosmanoğlu. 2) karşı çıkmak.

107

vaziyeti kurtarmak

herhangi bir güç durumdan sıyrılmak: 'Karısı ve arkadaşı da bir müddet sustular, galiba bir şeyler düşündüler. Vaziyeti yine genç diplomat kurtardı.' -R. H. Karay.

44

vebal altında kalmak

manevi sorumluluk yüklenmek: 'Başını alıp kaçar da bir belaya uğrarsa vebal altında kalırsın.' -R. N. Güntekin.

110

vebali boynuna

'ben karışmam, sorumluluk sana veya ona düşer' anlamında kullanılan bir söz: 'Vebali boynuna, bunların karınlarına sığdırdıklarını bir insan tıkınamaz.' -H. R. Gürpınar. 'El konuşur, sevişirmiş bana ne / Sevdalım boynuna vebalim' -O. V. Kanık.

114

vecde gelmek

kendinden geçecek kadar coşmak, bir şey karşısında sonsuz heyecan duymak, esrimek: 'Giydir hırkayı, fesi, Rufai tekkesinde zikrederken vecde gelen bir dervişin hayaleti olabilir.' -H. E. Adıvar.

93

vecde kapılmak

coşmak, kendinden geçmek: 'Eski konakların mutfağını anlatırken bir tapınağı tasvir eder gibi vecde kapılır.' -H. Taner.

109

veda etmek

1) vedalaşmak, esenleşmek: 'Onu daima öper ve sefere çıkacakları zaman en sonra ona veda ederlerdi.' -N. F. Kısakürek. 2) mec. sevilen bir şeyle olan ilgisini kesmek: 'Dünyaya veda ettik, atıldık doludizgin / En son koşumuzdur bu, asırlarca bilinsin' -Y. K. Beyatlı.

115

vehme kapılmak (düşmek)

yersiz korkuya, yanlış düşünceye kapılmak: 'Göreceksiniz işin sonu, bize vehme kapıldığımızı anlatacak.' -R. H. Karay. 'Etrafımda bütün sisleri ve kokularıyla onu görür gibi bir vehme düşerim.' -R. N. Güntekin.

114